Geçmişten Geleceğe SAMSUN
Bu Sitede Ara

Hakkımda

İlimiz Samsun ile alakalı her şey; tarih, kültür, edebiyat, siyaset, magazin...




Samsun
Kent Kültürü Dergisi
Arşivi



wowturkey.com
Samsun Fotoğraf Arşivi
Ziyaret Ediniz



Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv


Kategoriler


LİNK

samsun01
samsun02
samsun03
samsun04
samsun05
samsun07
samsun09
Kent Kültürü



Yakakent ve Alaçam Memleket Mektupları

Cüneyd-i Bağdadi Türbesi / TERME


Cüneyd-i Bağdadi Türbesi(Cinibadat) - Dibekli köyü, Terme / SAMSUN

 

Cini Bağdad adı ile de tanınır. Dibekli köyündedir. Biri yukarıda, diğeri aşağı düzlükte iki adet türbe vardır. Yapı olarak basittir. Sanatsal değeri yoktur. Türbe ile ilgili söylenti şöyledir;

 

İslam ordularıyla Samsun önlerine gelen Cüneyd adlı yiğit, düzlükte savaşırken kolunun yitirir. Savaşa savaşa bir tepede şehit düşer. Kolunun ve bedeninin düştüğü yerlere birer türbe yapılır. Daha sonra kol gövdenin yanına gömülür ama ertesi gün kolun eski yerine döndüğü görülür.

 

Türbede yatan şahıs hakkında değişik görüşler vardır. Bunlardan önemlisi, Cüneyd-i Bağdadi Hazretleridir ki, bu şahsın mezarının Irak’ta olduğu bilinmektedir. Bir görüş de, Bağdadi Haydar adlı bir emir olduğudur ki, Cüneyd-i Bağdadi’nin kelime anlamının Bağdatlı asker olduğu, askerin adının ise Haydar olduğu diğer ve türbe ve mezarlardaki şahısların Haydar’ın askerleri olduğu bir savaş esnasında şehit oldukları yolundadır.

 

En uygun görüş ise bu şahsın Canik Emiri Cüneyd Bey olduğudur. Cüneyd Bey Selçuklu soyundan olup, Kubadoğlu sülalesindendir ve dönemin Samsun hakimidir. Şehzade Çelebi Mehmet’in tekrar Osmanlı hükümdarlığını kurduğu sırada Cüneyd Bey’in serbest kalmasına izin vermiş fakat daha sonra Amasya Valisi Hamza Bey üzerine gönderilerek büyük mücadeleler yaşanmış, Cüneyd Bey sığındığı Terme dağlarında öldürülmüş ve oraya gömülmüştür. Diğer mezarlar ise Cüneyd Bey’in askerleridir. Türbede dokuz metre uzunluğunda sanduka vardır.

 

Türbe bugün bir adak ve ziyaret yeridir. İnanışa göre dileği olanlar türbeyi bir kez daha ziyaret etmek zorundadırlar.

http://www.samsunkulturveturizm.gov.tr/alan.asp?id=161

 

 

Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri  Kimdir?

IX. asırda Bağdat; Bizans, İran ve Hint medeniyetlerinin kaynaştığı bir mozaik görünümündedir. Aynı zamanda, sosyal çalkantıların, isyanların fikir çatışmalarının da beşiğidir. Dönüşüm, her alanda kendini hissettirir.

 

Bu ortamda, Bağdat Okulu adını alan mistik bir hareket öne geçer ve asırlarca etkisini sürdürecek düşünce sisteminin temelleri atılır. Diğer tasavvuf okullarından çok farklıdır. En belirgin vasfı da, Allah ve insan meselesini ele alırken, delillere değil, tecrübeye ile amellere ağırlık verilmesidir. Ana konu Tevhid 'dir, o yüzden mensuplarına Tevhid Erbabı denir.

 

Sembolik ifadeler ve sufinin tasavvufi durumu üzerindeki tartışmalarla da yüzlerce yıl devam edecek  fikri oluşumun tohumları atılır. İşte, Cüneyd-i Bağdadi, Nuri ve Şibli gibi isimlerin yanında, bu okulun en önemli temsilcisi olarak karşımıza çıkar.

 

Bağdat 'ta doğup yetişen İbn Muhammed Ebu'l Al- Cüneyd Kasım'ın soyu, İran 'da çok eski bir kasaba olan Nehavend'den gelir. Yakın kuşak dedelerinin Irak'a ticaret nedeniyle gelen tüccarlar olduğu, kendisinin de İpek tüccarı anlamına gelen "hazzaz" lakabıyla anıldığı bilinmektedir. Dayısı, aynı zamanda da yetiştiricisi Seri de baharat ve tuz ticareti yapmaktadır.

 

Küçük yaşlarından itibaren ilim çevrelerinin içindedir Cüneyd. İmam şafii 'nin öğrencisi olan Ebu Sevr'den fıkıh dersleri alır, Hasan ibn Arefe'den ve başkalarından Hadis dinler, şeri ilimlerde iyice yetiştikten sonra tasavvufa yönelip dayısı Serî  as Sakatî 'nin , Haris al- Muhasibî'nin, ve Ebu Hamza al- Muhasibî'nin sohbetlerine katılır. Tasavvufla ilk teması, Seri'nin meclisinde olur. Şükür üzerine sohbet eden topluluğun önünde oyun oynadığı sırada birden bire Seri ona;

 

- Ey, çocuk, Şükür nedir diye sorar.O da,

- "Allah'ın nimetleriyle Allah 'a isyan etmemektir." diye cevap verince, Seri,

"Korkarım ki, senin Allah 'tan nasibin dilin olacaktır." der.

 

Bağdat okulunun kurucu sayılan  Seri'nin öğretim yöntemi, Sokrat'a benzetilmektedir. O da diyalog yoluyla, tasavvuf üzerine düşüncelerini dile getirmiş, tartışmalar ve soru-cevap yöntemiyle çevresindekilerin gerekli sonucu bulmalarına yardımcı olmuştur. Yeğeni ile arasındaki ilişki de Sokrates ile Eflatun'un ilişkisi gibidir. Herhangi bir yazılı eser bırakmamış, sözlerinin çoğu Cüneyd yoluyla bizlere ulaşmıştır.

 

Seri as- Sakatî'nin metoduyla yetişip olgunlaşan ve daha yirmi yaşındayken Ebu Sevr'in ders halkasında fetvalar vermeye başlayan Cüneyd-i Bağdadi'nin devrinin otoritelerinden ders almasının yanı sıra, yaşça kendisinden büyüklerde bile görülmeyen bir zekâ ve ilmî sorulara doğru cevaplar verme yeteneği, kısa zamanda ilerlemesine vesile olmuştur.

(…)

 

Allah'tan başka her şeyin ortadan kalktığı, kendisi dahil bütün eşyanın Kadim varlık karşısında yok olduğu şeklinde açıkladığı Tevhid anlayışını çok derinlere götürmüş, insanın ancak Tevhid hâlinin getirdiği sarhoşluktan (sekr) sonraki sahv (uyanıklık) hâline geçmekle tam kemâline erişeceğini söyleyerek birçok taşkınlığın önüne geçmiştir.".

 

Bunun tam tersini kabul eden, yani sekri, sahv'dan daha üstün bulan Beyazıd-ı  Bistami için:

"Ebu Yezid, hâlinin büyüklüğüne ve işaretinin yüceliğine rağmen, başlangıç hâlinden çıkamamıştır. Ondan kemâle ve nihayete delâlet edecek hiçbir söz işitmedim" der. Ama yine de ruhi yüceliğini takdir ederek  "Onun bizim aramızdaki durumu Cebrail'in diğer melekler arasındaki durumu gibidir" ifadesini kullanır.

 

Halk arasında çok sevilen ve popüler bir zat olan Ebu Yezid, tasavvufi bir teolojik sistem meydana getirmemiş, dini yaşayışı ve sezgisi ona, kendi duyular alemini, Allah'ın Vahdaniyeti şeklinde göstermiştir. Zira "en yüksek hâlinde bu dünya Uluhiyet kazanır; halbuki Cüneyd'in en yüksek hâlinde fâni dünya yok olmaktadır..."

 

Uyanıklığın cemiyete dönüp irşâd vazifesi için gerekli olduğunu düşünen Cüneyd, kendini öğretime ve eserlerine vermiş, birçok da talebe yetiştirmiştir. Bunların arasında, Curayri, Şibli, Hallac-ı Mansur, Ebû Saîd el Arabi, Ca'fer al-Huldi gibi önemli şahsiyetleri sayabiliriz.

 

Yazılı öğretimden çok, sözlü olanı tercih ettiğinden yazıları da dağınık risaleler halindedir, aynı zamanda derin fikirlerinin avam arasında yayılmasından hoşlanmadığı için, fazla eser vermekten kaçınmıştır.

 

Söylediği sözler, yaptığı tasavvufi tefsirler, klasik tasavvuf kitaplarında toplanmıştır. Kendisine atfedilen çok sayıda eserden bugün elimizde kalan, sadece Rasail ( mektuplar) dir. Bu mektuplar, İslam tasavvufu terminolojisinin gelişmesindeki seyri göstermesi bakımından da önemlidir.

 

Genellikle yazılarında kapalı bir uslup kullanması, fikrinin kelimelerle ifade edilemeyecek bir özellik taşımasındandır. Ayrıca,okuyucunun  durumunu da göz önüne aldığı için ihtiyatı elden bırakmaz,

 

"Lisanını zaptet, zamanının insanlarını iyi bil ve onlara bildiklerini söyle; bilmediklerini,anlamayacakları şeyleri söyleme. Zira bilmediğine düşman olmayan çok azdır" diyerek bunu başkalarına da tavsiye eder.

 

İtidal ve sadeliği hayatının her alanında sezilebilir. Ne yaşamdan kaçıp koyu bir zühde dalmış, ne de hayli yüklü olan servetinin yoluna engel olmasına izin vermiştir. Bazı sufilerin taşkın hallerine de sıcak bakmamış, ehli olmayanların eline sırların geçmesine razı olmamıştır.

 

Bütün dikkâtine,ılımlı  davranışlarına  rağmen,"küfür, dinsizlik ve zındıklık"la suçlanan Bağdat Okulunun diğer mensupları gibi, birçok defa suçlanır, karalanır,  iftiralara uğrar, hatta tutuklanır...

 

Bu da bilmediğine düşman olanların her devirde hiç değişmeden, görevlerini yerine getirdiğini gösteriyor.

 

Ne var ki, onlar tarihin karanlığına gömülüp unutulurken, fikir semamızın yıldızları kendiliğinden ışık vermeye devam ediyor.

 

Ne mutlu o ışıktan bir zerre alanlara ...

 

Ahmet F. Yüksel, Güliz Ok

http://sufizmveinsan.com/cuneyd.html

 


Tarih: 17:32, 2/1/2007 Kategori: KulturVeTabiatVarliklari
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Orhan GENCEBAY Plaklarından


Yaşamak Bu Değil

 


Sevenler Mesut Olmaz

 


Kaderimin Oyunu

 


Gönül Fırtınası

 


 

Bırakında Yaşayalım


Batsın Bu Dünya

 


Dertler Benim Olsun


Bir Teselli Ver

 


Tarih: 16:20, 2/1/2007 Kategori: KulturVeTabiatVarliklari
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Atatürk, 17 Yılda 25 Arkeoloji Müzesi Açtırmıştır.


Atatürk Döneminde Kurulan Müzeler

 

Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi (1923),

Edirne Müzesi (1923),

Antalya Müzesi (1923),

Adana Müzesi (1924),

Bergama Müzesi (1924),

Topkapı Sarayı Müzesi (3 Nisan 1924),

Ankara Etnoğrafya Müzesi (1925),

Tokat Müzesi (1926),

Amasya Müzesi (1926),

Sinop Müzesi (1926),

İzmir Müzesi (1927),

Sivas Müzesi (1927),

Kayseri Müzesi (1929),

Afyon Müzesi (1931),

Denizli Müzesi (1932),

Çanakkale Müzesi (1932),

Samsun Müzesi (1933),

Van Müzesi (1933),

Ayasofya Müzesi (1934),

İznik Müzesi (1934),

Diyarbakır Müzesi (1934),

Manisa Müzesi (1935),

Alanya Müzesi (1935),

Silifke Müzesi (1935),

Isparta Müzesi (1935),

Niğde Müzesi (1936),

Kütahya Müzesi (1936),

Tire Müzesi (1936),

Kırşehir Müzesi (1936),

İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (1937)

http://arkeolojidunyasi.sitemynet.com/arkeoloji/id18.htm


Tarih: 16:44, 21/12/2006 Kategori: KulturVeTabiatVarliklari
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Atatürk, Bozkurt ve Samsun



Bozkurt heykeli 1968'e kadar Anıtkabir’de sergilendi. 1968'de Samsunda Gazi müzesinin açılmasıyla birlikte Atatürk'ün birçok özel eşyasıyla birlikte bu heykelde Samsun’a gönderildi. 1978 yılına kadar burada sergilenen heykel daha sonra gözden uzaklaştırıldı.


/Ozan Ruhsatioğlu

Maarif Vekaleti M. Kemal'in direktifiyle Türkiye Cumhuriyeti'nin devlet armasını seçmek için 1925'te bir yarışma açmıştı. Yarışmayı Namık İsmail'in Bozkurt figürlü eseri kazanmıştı. Ancak eser Bozkurt'un görkemini yansıtmadığı gerekçesiyle kullanılmamıştı. Ama Atatürk Bozkurt’u devletin her kurum ve kuruluşunda kullanmıştı: Daha Cumhuriyet ilan edilmeden TMBB'nin 1922'de çıkardığı pullarda, 1924'te kurulan Türkiyat Enstitüsünde, MTTB'nin ambleminde, İzcilik - Yavrukurt teşkilatında, 1927'de çıkarılan kağıt paralarda, ilk yolcu gemimizin adında, Petrol Ofisinin armasında ( alev figürü İsmet İnönü tarafından daha sonra eklenmiştir. Ardından, paraların üzerinde Bozkurt ve Atatürk resimlerinin çıkarıldığı gibi daha sonraki iktidarlarda Atatürk resimleri tekrar konmuş fakat bozkurt konulmamıştır.) Üniversite öğrencilerinin şapkalarında, Sigara markalarında, yakın çevresine verdiği soyadlarında Atatürk Bozkurt’u hep sembol olarak kullanmıştı. Atatürk'ün Ankara ulustaki heykeline bir göz atarsanız oradaki bozkurt figürlerini görmekte zorlanmazsınız.

 

 Atatürk'ün Tunç Bozkurt Olayı

Demin yukarıda ilk yolcu gemimiz olan "bozkurt"tan bahsetmiştim hatırlarsınız. Bu gemi 2 Ağustos 1926 gecesi Ege denizinde Fransız Lotus gemisiyle çarpıştı. Çarpışmada Bozkurt gemisi batmış 8 Türk denizcisi de boğulmuştu. Ertesi gün İstanbul’a gelen Lotus gemisi kaptanı tutuklandı. Fransız kaptan tedbirsizlik ve ölüme sebebiyet vermek suçlarından 80 gün hapse mahkum edildi.

 

Bayrak yasası nedeniyle açık denizlerde işlenen suçlarda sadece bayrak devletinin yargılama yetkisinin olduğunu ileri süren Fransa, Türk mahkemelerinin yetkisizliğini ileri sürünce sorun Lahey sürekli adalet divanına götürüldü. Lahey Adalet Divanında Türkiye Cumhuriyeti'nin dönemin adalet bakanı Mahmut Esat (Bozkurt) savundu. 7 Eylül 1927'de divan Türkiye'nin hukuka aykırı hareket etmediği kararını verdi. Bu kararla birlikte "Bozkurt gemisinin adı ve Türk Milletinin milli sembolü, hürriyet ve istiklalin timsali olması sebebiyle" Türk heyetine Atatürk'e verilmek üzere tunç bozkurt heykeli hediye edildi. Bu davadan dolayı dönemin Adalet Bakanına soyadı kanunu çıkınca bizzat Mustafa Kemal Atatürk tarafından Bozkurt soyadı verildi.

 

Bozkurt heykeli 1968'e kadar anıtkabirde sergilendi. 1968'de Samsunda Gazi müzesinin açılmasıyla birlikte Atatürk'ün bir çok özel eşyasıyla birlikte bu heykelde Samsuna gönderildi. 1978 yılına kadar burada sergilenen heykel CHP iktidarının baskılarıyla Müzenin deposuna atıldı. (Bu bilgiler içerinde Bozkurt heykelinin veriliş gerekçesinin altını çiziyorum Atatürk bunu kabul etmese hediyeyi kabul etmeyecek karakterde bir insandı.)

 

Ayrıca Atatürk'ün çalışma masasında çağırma zili olarak kullandığı ikinci bir bozkurt heykeli vardır ki oda halen Samsun müzesindedir.

 

Atatürk'ün sağlığında ressam Ratıp Tahir Burak'a yaptırdığı Marif(Milli Eğitim) Başkanlığı giriş holündeki Müstasna yerinde Atatürk'ün sağlığı boyunca sergilenen Ergenekondan çıkış tablosundan ya da Cumhurbaşkanlığı forsundaki 16 yıldızın, tarihteki 16 büyük Türk İmparatorluğunu, ortadaki güneş ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni simgelediğini o devletlerden birinin de Bayrağı Bozkurt olan Göktürk devleti olduğunu uzun uzadıya anlatmayayım. Unutmayın bozkurt bir semboldur. Burdaki Bozkurt'un alalade bir hayvan ya da "canis lupus" olmadığını anlamışsınızdır umarım.

 

(Tasarım için Aybalanet'e araştırmaları için Sayın Kemal Çapraz'a ve Orkun Dergisine teşekkürler.)

 

Diğer Figür, Arma ve Fotoğraflar İçin;

http://www.turan.tc/bozkurt/bozkurt.htm

 

 

 

 

 

 


Tarih: 16:27, 21/12/2006 Kategori: KulturVeTabiatVarliklari
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Mermer Kabartma Kilise


Samsun Etnografya Müzesi'nde sergilenen mermerden kabartma kilise


Tarih: 14:37, 20/12/2006 Kategori: KulturVeTabiatVarliklari
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Amisos Mozayiği


 

 


Tarih: 16:56, 19/12/2006 Kategori: KulturVeTabiatVarliklari
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Ali SARCAN ve Samsun Tarihi


Samsun Tarihi, Ali SARCAN 120 sayfa, 1966

 

 


Tarih: 16:01, 19/12/2006 Kategori: KulturVeTabiatVarliklari
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Süleyman Paşa Medresesi -II


 

 

13 Aralık  2006 tarihinde ilimiz Samsun şehir merkezindeydim. Fırsatını bulmuşken biraz tarih aramaya kalktım. Bulduğum Süleyman Paşa Medresesi idi. Bulamadığım ise tarihi kayıtları ve bu mekanlara gösterilmesi gereken itibar ve saygı idi.

 

Buranın tarihi ile ilgili daha önce http://samsun01.blogcu.com/1389665/ sayfada yer vermiştim.

 

Ayrıca burasını yaptıran Trabzon Valisi  Çarşambalı Süleymanzade Hazinedaroğlu ile ilgili makalenin bulunduğu http://samsun01.blogcu.com/1389592/  sayfaya da bakabilirsiniz.

 

Samsun'u ve insanını seven bu nedenle buralara hizmet eden insanları minnet ve saygıyla, ölmüşlerini Rahmetle anıyoruz.


Tarih: 13:22, 14/12/2006 Kategori: KulturVeTabiatVarliklari
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Samsun İli 2003 Yüzey Araştırması


Akalan

 

Samsun İli sınırları içinde 2003 yılında geliştirdiğimiz yüzey araştırması 26 Ağustos- 7 Eylül 2003 tarihleri arasında 3 aşamalı olarak toplam 13 gün süre ile gerçekleştirildi. Prof.Dr. Önder Bilgi başkanlığında yürütülen 2003 dönemi çalışmalarına araştırma heyeti üyesi olarak Yrd.Doç.Dr. Şevket Dönmez, Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü’nden Yrd.Doç.Dr. Emin U. Ulugergerli ile İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi stajyer lisans öğrencisi Osman Ocak katıldı. Araştırmada Bakanlık temsilcisi olarak Samsun Müzesi araştırmacılarından Uğur Terzioğlu görev yaptı.

 

Birinci Aşama

26-29 Ağustos tarihleri arasında 4 gün süre ile gerçekleştirilen birinci aşama çalışmalarında, 20001 ve 20012 yıllarında yüzey araştırmaları ile topografik plân çalışmaları gerçekleştirdiğimiz, 2002 yılında ise jeofizik araştırmalara3 başladığımız Samsun- Akalan’da yeni jeofizik araştırmalar geliştirildi. Bu dönem araştırmaları, akropolün batısında toplam 1600 m2 lik bir alanda gerçekleştirildi.

 

Yrd.Doç.Dr. Emin Ulugergerli tarafından yönetilen ve geliştirilen Akalan jeofizik araştırmalarında, doğru akım özdirenç (DAÖ) yöntemi kullanılarak ölçümler gerçekleştirildi. Yapılan çalışmalarda Scintrex SARIS adlı çok kanallı özdirenç cihazı kullanıldı. Gerçekleştirilen araştırmalar sonucunda genel profillerin yer elektrik kesitlerinde bir yapıya ait olduğu düşünülen mimarî kalıntılar saptandı. Daha sonra yapılan detay profillerinde de hemen hemen aynı konumlarda yine mimarî kalıntıların gözlenmesi, çalışılan bu alanda önemli bir yapının varlığına işaret etti. 2002 yılında gerçekleştirilen Yer-Radarı (Ground Penetrating Radar-GPR) ölçümleri sırasında saptanan bir yapı ile birlikte bu dönemki veriler akropolün batı kesiminde yoğun bir yapılaşma olduğuna işaret etmektedir. Akalan’ın jeofizik araştırmaları ile ilgili değerlendirme çalışmaları hâlen Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü, Yerbilimleri Veri İşlem Laboratuvarı’nda devam etmektedir. Jeofizik araştırmalara paralel olarak, Akalan’da günümüze kadar ayakta kalmış savunma sistemi üzerinde inceleme çalışmaları gerçekleştirildi. Akalan'ın savunma duvarları ile giriş kapılarını tahrip eden ve ölçüm çalışmalarını engelleyen yoğun bitki örtüsü gerek duyulan alanlarda balta kullanılarak kısmen temizlendi. Özellikle 2004 döneminde inceleme yapmayı plânladığımız kuzeydoğu giriş kapısının batı ve doğu duvarlarında yoğunlaştırılan bu temizlik çalışmaları sonucunda duvar yüzleri daha belirgin olarak ortaya çıkartıldı. Bu temizlik çalışmalarından sonra kuzeydoğu kapısı malzeme, inşa tekniği ve plân özellikleri açısından ayrıntılı olarak incelendi. Bu çalışmalara ek olarak Akalan’da çevre düzenlemesi, koruma ve temizlik çalışmaları gerçekleştirildi. Akalan’ın kuzeydoğusundaki alanın 160 m. uzunluğundaki bölümü, 1.60 m. yüksekliğinde 38 adet beton direğin 4.00 m. aralıklarla dikilmesi ve bu beton direklere 4 sıra dikenli tel gerilmesi ile koruma altına alındı Ayrıca, koruma altına alınan alan, kaya parçaları, taşlar ve çöplerden temizlendi.

 

İkinci Aşama

Yüzey araştırmasının ikinci aşaması 30 Ağustos-1 Eylül tarihleri arasında Lâdik İlçesi, Mazlumoğlu Köyü, Köyiçi Tepesi ya da diğer adıyla Yurtyeri Tepesi’nde 3 gün süreyle gerçekleştirildi. Köy içi Tepesi merhum Prof.Dr. U. B. Alkım tarafından 1973 yılında Samsun İli sınırları içinde geliştirilen yüzey araştırmaları sırasında saptanmıştır. Lâdik’in 10 km. doğusunda yer alan Mazlumoğlu Köyü’nün 1 km. güneybatısındaki Köyiçi Tepesi, Lâdik Gölü’nün kuzeybatı kıyısındadır. 250x100 boyutunda ve yaklaşık 5 m. yüksekliğindeki yerleşmenin özellikle güney kısmının Lâdik Gölü’nün kıyısında olması nedeniyle tahrip olmuş bulunduğu gözlendi. Yerleşmenin bu kısmından toplanan boya bezekli çanak-çömlek ve pişmiş toprak mimarî kaplama levhaları parçaları, Köyiçi Tepesi’nde Akalan gibi bir Geç Demir Çağı yerleşimi bulunduğuna ve hem de yine Akalan’daki gibi pişmiş toprak mimarî kaplama levhaları ile bezenmiş olası yapılara sahip olduğuna işaret etti.

 

Üçüncü Aşama

2-7 Eylül tarihleri arasında 6 gün süre ile gerçekleştirilen üçüncü aşama, önceki dönemlerde yüzey araştırması, topografik plân çalışmaları ile çevre düzenlemesi, koruma ve temizlik çalışmaları yaptığımız Bafra-Asarkale’de gerçekleştirildi. Bu dönemki Asarkale çalışmalarında, antik yol kalıntısının ön tarafında yer alan, oldukça yıpranmış olması nedeniyle ihtiyacı artık karşılayamayan ve kaleye uygun estetik bir görünümü olmayan eski çeşmenin yerine yeni bir çeşme yapmak düşüncesiyle hazırlıklar yapıldı. Eski çeşmenin 15 m. güneyinde yer alan ve çeşme için daha uygun olduğu gözlenen bir alana, Samsun Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu’ndan onaylanan bir proje çerçevesinde yerel taşlar kullanılarak yeni bir çeşme yapıldı. Ayrıca 2002 döneminde beton direk ve kafes tel çekilerek koruma altına alınan alana giriş-çıkışı kontrol etmek amacıyla hazırlanan kapı boşluğuna, ızgara demirden imal edilen çift kanatlı bir kapı monte edildi. Bunlardan sonra Asarkale’yi ziyaret edecek turistlerin ve çevre sakinlerinin dinlenmelerini sağlamak amacıyla koruma altındaki alanın içine oturma grupları yerleştirildi . Bunlara ek olarak, Altınkaya Barajı-Bafra karayolu yapımı çalışmaları sırasında tavanı tahrip edilerek delinmiş ve böylece yapay bir giriş açılmış olan kaya oyma basamaklı geçidin, söz konusu bu giriş kesiminde temizlik çalışmaları gerçekleştirildi.

 

Ayrıca, Akalan’ın konumu, tarihçesi ve mimarî özellikleri ile ilgili bilgiler veren, Türkçe ve İngilizce olarak hazırlanmış olan bir tanıtım panosu ile Asarkale ve Akalan’ın daha rahat gezilmesine olanak sağlayacak olan açıklama ve yön levhaları için siparişler verilmiş olup 2004 dönemi çalışmaları sırasında bunlar yerlerine dikilecektir.

 

Toplam 13 gün süren yüzey araştırmalarımıza manevî destek sağlayan

Kültür ve Turizm Bakanlığı,

Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü,

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanlığı,

Samsun Müzesi Müdürlüğü,

Samsun Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Müdürlüğü,

Ankara Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Başkanlığı,

Kolay Belediyesi Başkanlığı,

Asar Köyü Muhtarlığı ve

Maddî katkıda bulunan İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Yürütücü Sekreterliği’ne  teşekkür ederiz.

 

Bu çalışma İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Yürütücü Sekreterliği’nce desteklenmiştir. Proje No.su: 7/27082002.

http://www.kultur.gov.tr/TR/dosyagoster.aspx?DIL=1&BELGEANAH=112650&DOSYAISIM=arastirma1.pdf

 


Tarih: 20:51, 9/12/2006 Kategori: KulturVeTabiatVarliklari
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Samsun Saat Kulesi Yıl 1927

 

Samsun Saat Kulesi Yeni Kitabesi

II. Abdülhamid’in tahta çıkışının yirmi beşinci yıl dönümü nedeniyle 1886 yılında Samsun’da İskele Meydanı’na bir saat kulesinin yapıldığını görüyoruz. II. Abdülhamid tarafından Belçika asıllı bir Fransız Mühendise yaptırılan Saat Kulesi, bulunduğu meydana da adını vermiştir. Önceleri bu meydanın adı Trabzon Vilayet Salnamelerinde İskele Caddesi ya da Meyve Pazarı olarak geçmektedir. Saat Kulesi’nin zamanı göstermesinin yanında yangın ve gözetleme kulesi gibi işlevleri de vardır. Saat Kulesi çokgen kaideli ve gövdelidir. Üstte bir şerefe ile kubbenin üzerinde aydınlatma feneri yer alırdı.

 

1933 yılında Saat Kulesindeki eski sistem saat kaldırılarak yerine yeni sistem elektrikle çalışan ve yangınlarda itfaiye tarafından kullanılmak üzere kuleye ayrıca siren düzeneği de bulunan yeni saat konulmuştur. Kule minare görünümündeydi.

 

1943 yılındaki Samsun depreminde büyük hasar gören Saat Kulesi hakkında Samsun Valiliği tarafından Bayındırlık Müdürü Tevfik İLERİ, Yüksek Mühendis Fehmi BEYDİŞ VE Şehir Plancısı Yüksek Mimar Nemci ATEŞ’ten oluşan bir komisyon kurulmuş ve bu komisyon 27.06.1944 tarihli bir rapor hazırlayarak; “Saat Kulesinin onarımı ve ya olduğu gibi korunması olanağı bulunmadığından ufak bir depremle ya da kendiliğinden yıkılarak mal ve can kaybına neden olacağı” görüşünü belirtmiştir. Belediye Daimi Encümeni de bu rapora dayanarak, Saat Kulesi’nin sökülme işlemine 03.08.1948 Perşembe günü başlamıştır.

 

Saat Kulesi’nin saati ise 1948 yılına kadar samsun Belediyesi’nce korunmuş, 1948 yılında ise 550 liraya Lâdik Belediyesi’ne satılmıştır.

 

1977 yılına kadar Saat Kulesi olmayan Saathane Meydanı’na Samsun’lu Mimar Kemal Taner tarafından planı çizilen Saat Kulesi Samsun Belediyesi tarafından yaptırılmış ve saatleri de İsviçre’den getirtilip yerine konmuştur.

 

2001 yılında ise Samsun Belediyesi tarafından saathane Meydanı yeniden Düzenlenerek ilk Saat Kulesinin benzeri yaptırılmıştır.

 

Baki SARISAKAL

Araştırmacı- Tarihçi Yazar

 

 


Tarih: 02:59, 2/12/2006 Kategori: KulturVeTabiatVarliklari
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->