Geçmişten Geleceğe SAMSUN
Bu Sitede Ara

Hakkımda

İlimiz Samsun ile alakalı her şey; tarih, kültür, edebiyat, siyaset, magazin...




Samsun
Kent Kültürü Dergisi
Arşivi



wowturkey.com
Samsun Fotoğraf Arşivi
Ziyaret Ediniz



Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv


Kategoriler


LİNK

samsun01
samsun02
samsun03
samsun04
samsun05
samsun07
samsun09
Kent Kültürü



Yakakent ve Alaçam Memleket Mektupları

Samsun Bozkurt İlkokulu 1955 – 1956 Mezunları Aranıyor!


bozkurt ilkokulu samsun( www.negatif.com )

 

bozkurt ilkokulu( www.negatif.com )

Büyütmek için fotoğraflara tıklayınız!

 

 

Samsun Bozkurt İlkokulu 1955 – 1956 Mezunları


Okuldaki kayıtları okumak cok zor oldu, bazı isimleri tahmin ederek yazdım, yanlışlıklar olduğundan eminim, hatalar için peşinen özür dilerim.


 

Sevgili arkadaslar,

Ben Metin ERHAMZA. Şimdiki soyadımla Metin TÜRK İMREN. Umudumuz 50 sene sonra bir araya gelmek sohbet etmek, eski günleri konuşmak ve hatırladığımız kadarı ile anılarımızı yadetmek.

 

Okulumuza  telefon açtım, konuştuğum Ayşe İNAN hanım bana tüm sınıfın kayıt sayfalarının fotokopisini sağolsun taa Amerika’ya kadar gönderdi. Oğuz Ersoy, Polat Akbulut, Cemal Zobali ve Gulin koşar ile irtibatim zaten vardı. Bildigim kadarı ile sevgili arkadaşlarımızdan Hayati Çakır ve Senayi Çebi  rahmetli oldular.

 

Fotoğraflarınızı görünce hemen hemen hepinizi kesinlikle hatırladım. Muhakkak ki hepimiz değiştik ama beraber geçirdigimiz beş senedeki hayaliniz aklımdan silinmemiş! Şaşırmadım desem yalan olur.

 

Sizlerden ve/veya sizi tanıyanlardan ricam, bu buluşmaya özel olarak açtığım e-posta adresine yazmanız! Allah kısmet ederse Samsun Kolejinin 52. yaşgünü için 08/aralık’ta Samsun’da olacağım. Belki haftasına 15’i civarında  da hep beraber oluruz. Lütfen  bozkurt56@hotmail.com sayfasına yazınız. Birbirilerini tanıyanlar ve nerede olduklarını bilenler birbirinizi lütfen haberdar ediniz.

 

Bilvesile Ramazan Bayramınızı kutlar, mutluluklar temenni ederim.

 

Görüşmek üzere.

 

Sevgilerimle

/Metin TÜRK İMREN

 

 

Samsun Bozkurt İlkokulu

1955 – 1956 Mezunları

(İsimler Alfabetik Sıraya Göredir)

 

Alaettin Coşkun /02/mayis 

Aynur Aytemur /15/subat 

Aysel Kara /19/kasim

Aysel Tekkan /26/mart 

Birgül Kuru /16/kasim

Celal Değer /01/ocak 

Cemal Zobalı /01/ocak

Cemil Güngör /23/agustos 

Cengiz Özkaya /03/mayis 

Ejder Agazi /04/mayis

Erol Kones /10/ocak

Fatma G. Çeri /07/subat 

Gülin Koşar /10/mayis

Hanife Aslan /29/mart 

Harun Aslan /05/ocak 

Hasan K. Hekimhan /05/haziran

Hayati Çakır /01/nisan 

İsmet Ersoy /22/temmuz 

İsmet Sivaslı /02/nisan 

Macide Deringöl /09/ocak

Mehmet Akif  Haynak? /04/eylul 

Mehmet Sevinç /10/temmuz

Metin Erhamza /23/ekim

Muharrem İyigünler /27/subat

Mustafa Yüksektepe /07/eylul

Nurtekin Zara /21/mayis

Oğuz Ersoy /03/mayis 

Orhan M. Atayman /09/agustos

Polat Akbulut /18/haziran

Selma Görgeç /16/aralik 

Senayi Çebi /01/subat

Sevim Başaran /20/subat 

Tevfik Suer /18/ekim 

Turgut Coşkuner /07/temmuz 

Türer Haznedar /15/mart

Yıldız Acar /01/ocak 

Yıldız Tomuk /02/ocak

Yılmaz Karagülleci /28/nisan

Yücel Akkaya /03/mayis

Yüksel Apaydınlı /22/aralik

Zekiye Bilginer /23/nisan 

Zuhal Altınkaya /13/subat

 

Metin Türk İMREN Sayfaları

http://samsun03.blogcu.com/2478051/

http://samsun05.blogcu.com/4162596/


Tarih: 14:14, 14/10/2007 Kategori: haber
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Bir Asırlık Eğitim Kurumu, Samsun Bozkurt İlköğretim Okulu


bozkurt_ilkogre( www.negatif.com )

Büyütmek İçin Fotoğrafa Tıklayınız           FOTOĞRAF: Haber Gazetesi

 


Bir asırlık Samsun Bozkurt İlköğretim Okulu, 1898 yılında şehrin ileri gelenleri ve idarecilerinin elbirliği ile kurduğu Samsun’un ilk KIZ MEKTEBİ’dir.

 

Okulumuz, Osmanlı döneminde Samsun’da üç sınıflı bir kız okulu olarak kurulmuştur. 1898 yılında Pazar Mahallesinde, şehrin ileri gelenlerinden Zübeyde Hanım’dan satın alınarak MERKEZ İNAS KIZ OKULU adıyla kurulur. Bir dönem MERKEZ NUMUNE OKULU adıyla hizmete devam eden bu tarihi okulumuz Cumhuriyetin ilanından sonra BOZKURT İLKOKULU adını almış, sekiz yıllık kesintisiz eğitim nedeniyle de günümüzde  BOZKURT İLKÖĞRETİM OKULU adıyla köklü bir eğitim kurumumuz olarak hizmete devam etmektedir. Sekiz sınıfı bulunan okulumuzda ana sınıfı ve bilgisayar ve teknoloji sınıfı da olup 27 öğretmen ile 357 öğrenci mevcudu vardır.


 

 


Tarih: 16:26, 13/10/2007 Kategori: haber
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

Kara Sazan (6 Kg)


Samsun Altınkaya Baraj Gölü 6 kg Kara Sazan


Tarih: 20:05, 6/1/2007 Kategori: haber
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Doğalgazın Samsun'a Ayak Basışı


 


Tarih: 19:55, 6/1/2007 Kategori: haber
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

Süheyl ve Süha Uygur’un Doğumu


Nejat Uygur’un ikiz çocukları Süheyl ve Süha Uygur’un doğumu Türk filmlerine malzeme olacak nitelikte. Samsun’da gerçekleşen doğumun hikayesi...


Ünlü tiyatrocu Nejat Uygur, 27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra akşamları sokağa çıkma yasağı olduğu için aylarca perde açamamış. 24 çalışanıyla birlikte maddi sıkıntı yaşayan Uygur, darbeyi gerçekleştiren Cemal Gürsel’in büstlerini satarak geçimini sağlamış. Güzel Sanatlar Akademisi’nde heykeltıraşlık bölümünü bitiren Uygur, darbe sırasında Antakya’da turnedeymiş. Personeliyle birlikte parasız kalınca Gürsel’in iki büstünü yaparak sokağa çıkmış. Ülkenin en kudretli ismine ait büstlerin satılık olduğunu öğrenen esnaf, satın almak için birbiriyle yarışmış. İyi sayılabilecek miktarda para da kazanan ünlü tiyatrocu, “O güne kadar peynir zeytin yerken o günden sonra kuzu çevirmeye başladık.” diyor.

 

Nejat Uygur 77 yaşında bir tiyatro ustası. Ömrünün büyük bölümü Anadolu’da geçmiş. Beş çocuğunun dördü farklı şehirlerde doğmuş. 61 yıllık sanat hayatında unutamadığı olayları Zaman’a anlatan Uygur’un bugünlerdeki favori oyunu, ‘Şeyini Şey Ettiğimin Şeyinin Şeyi’. Yıllar önce sahnelemesine rağmen, tekrar oynamaya karar vermiş.

 

Sebebi de Meclis Başkanı Bülent Arınç. Bir gazetecinin, “23 Nisan resepsiyonu davetiyesinde eşinizin adı neden yok?” sorusuna Arınç’ın verdiği, “Nedeni, şeyini şey ettiğimin şeyidir.” cevabı eski oyunu yeniden gündeme getirmiş. Bu açıklama üzerine eleştirilere hedef olan Arınç, “Nejat Uygur bu oyunu 4 yıl oynadı.” diyerek kendini savunmuştu.

 

Usta sanatçı, tiyatrodan para kazanamadığı zamanlarda esnaf dükkanlarının tabelalarını boyamış. 27 Mayıs döneminde büst satmış. Kimseye muhtaç olmamak için her işi yaptığını anlatırken, “Cefalı yıllardı; ama bize ileriki yıllar için doping oldu. Aç kaldık, yoksul kaldık; ama asla yüz kızartıcı bir şey yapmadık.” diyor.

 

Uygur’un hayattaki en büyük destekçisi eşi Necla Hanım. Eşiyle birlikte Anadolu’yu karış karış gezen Necla Hanım, bundan şikayetçi olmamış. Nejat Uygur’un 5 çocuğundan sadece Süheyl ve Behzat Uygur tiyatro ile ilgileniyor. Çocuklarının meslek seçimlerine müdahale etmeyen sanatçı, Süheyl ve Behzat’ın da ‘babalarının ismiyle değil kendi tarzlarıyla başarılı olduğunu’ kaydediyor.

 

Nejat Uygur’un ikiz çocukları Süheyl ve Süha Uygur’un doğumu Türk filmlerine malzeme olacak nitelikte. Samsun’da gerçekleşen doğumun hikayesi şöyle: “Samsun Zafer Sineması’nda oyuna çıktık. Hamile olan eşimin 10 dakika sonra sancısı tuttu. Seyirci anlamasın diye oyunun bir parçasıymış gibi ‘hanımefendi sizin yemeğiniz hazır dışarıda’ dedim ve dışarıya çıkarttım. Sahne arkasındaki sinema müdürüne eşimi doğum hastanesine götürmelerini söyledim. Ben oyuna devam ettim bir süre sonra sinemanın müdürü eliyle işaret ederek beni çağırdı Oynayarak yavaş yavaş yanına sokuldum ‘Müjde bir oğlun oldu.’ dedi. Ben de oyundaki arkadaşlara sarılarak ‘Oğlum olmuş.’ dedim. Oyunun bitmesine yakın, diğer taraftan başka birisi çağırdı, oynayarak o tarafa doğru gittim ‘Müjde oğlun oldu.’ dedi ‘Biliyorum.’ dedim. ‘Bu o değil, ikincisi’ dedi. Oyunun sonunda yaşadıklarımızı seyirciye anlattım herkes gülmekten yere yattı.”

 

Usta oyuncu, bugünlerde sağlık sorunları ile uğraşıyor. Kısa süre önce kalp pili takılan Uygur, seyircileri için bir de şiir yazmış:

 

Bir gün gelecek tiyatronun zilleri susacak

Tiyatronun ışıkları sönecek

Tiyatro perdesi bir daha açılmamacasına üstüme kapanacak

Hiç üzülmeyin seyircilerim

Söz veriyorum sizlere

dertlerinizi ben götüreceğim

Kahkahalar sizlere kalacak.

http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=145048


Tarih: 23:35, 29/12/2006 Kategori: haber
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Patrik, TC'de 'ekümen' Olamaz


Bugün Anadolu’da Rum azınlığın bulunmadığını, buna karşılık Patrikhane’nin Kayseri, Adana, Samsun, Konya, Bursa, Niğde gibi şehirlere atanmış metropolitler bulundurduğunu anlatıyor. Bunun Patrikhane’nin halen “Megalo Idea” peşinde olduğunun göstergesi olduğunu söyleyen Erenerol, metropolit sayısının Lozan’a göre Rum azınlığın kalabileceği bölgelere göre azaltılması gerektiğini söylüyor.


Mustafa Kemal Paşa, 20 Ocak 1923’te Hakimiyet–i Milliye gazetesinin Patrikhane ile ilgili sorularına verdiği cevapta, “...Bir fesat ve hıyanet ocağı olan ve memleketimize nifak tohumları eken, uyuşmazlık yaratan, Hıristiyan vatandaşlarımızın huzur ve refahı için de uğursuzluğa ve felakete sebep olan Rum Patrikhanesi’ni artık topraklarımız üzerinde barındıramayız...” diyordu.

 

Atatürk’ün belirlediği bu ölçüler içerisinde Lozan Konferansı’na katılan Türk delegasyonu başkanı Ismet Inönü de verdiği demeçte, Rum azınlığın kendi dini liderlerini seçmelerine saygılı kalacaklarını, fakat mevcut Patrikhane’nin kalmasını asla kabul etmeyeceklerini söylüyordu.

 

Ne var ki, Lozan’da Ingiliz ve Yunan delegasyonunun baskılarına boyun eğilmek zorunda kalınıyor ve Türk tezinden taviz veriliyordu. Ingiliz Delegasyonu Başkanı Lord Curzon’un tutanaklara geçilmek kaydıyla verdiği, “Patrik yalnız dinî kalacaktır. Hiçbir vakit siyasete karışmayacak, idari bir iş görmeyecek, siyasi müessese ve alet olmayacak. Türk hükümeti böyle birşey sezerse tard etmek hakkını haiz olacaktır” şeklindeki güvenceye rıza gösteriliyordu. Lozan Andlaşması’nın hükümleri arasında yer almayan, ancak tutanaklarda kayıtlı bu sözlü güvence Patrikhane’nin Cumhuriyet Türkiye’sindeki statüsünü de belirliyordu.

 

M.Ü. Fen–Edebiyat Fakültesi öğretim görevlisi, tarih profesörü Cevdet Küçük bu konuda Aksiyon’a yaptığı açıklamada, Patrikhane’nin Lozan’a göre Türk kanunlarına tabi, Istanbul’daki Rum vatandaşlarına hizmet vermekle sorumlu bir Türk kurumu olduğunu vurguluyor. Patrikhane’nin Lozan’a göre “ekümen–cihan patriği” vasfı da taşımadığını, tek sığınağının Türk hükümeti ve Türk milletinin hoşgörüsü olduğunu ifade ediyor. Küçük, Patrikhane’nin “ekümen” vasfının aslında Türkiye açısından zarar değil, fayda getireceğini, ancak Patrik’in “megalo idea”nın öncüsü kilise gibi davranmasının rahatsız edici olduğunu vurguluyor. Küçük, bu yönüyle dinî olduğu iddia edilen “ekümenlik” vasfının, siyasi anlam kazandığını kaydediyor.

 

Konuyla ilgili sorularımızı cevaplayan Emekli Büyükelçi Ilhan Akant da, Patrikhane’nin ekümenikleşmesinin siyasi boyutları olduğunu ileri sürüyor. Aynı zamanda uluslararası hukuk uzmanı da olan Akant, Patrikhane’nin Yunanistan tarafından Avrupa’nın dinî bağlarını da kullanarak Istanbul’da bir Ortodoks devleti kurdurmak için kullanıldığını söylüyor. Patrik Bartholomeos’un adaları ziyareti sırasında Yunanistan Başbakanı Andreas Papandreu ile görüşme yaptığını da hatırlatan Büyükelçi Akant, Lozan’a göre Patrik’in muhatabının Istanbul Valiliği olduğunu, bu tür ilişkiler için izin alarak, önceden bilgi verilmesi gerektiğini kaydediyor.

 

Patrikhane’nin “ekümen” iddiasına Türk siyasilerinin ihmalleri sayesinde “hükmî şahsiyet” kazandırdığına dikkat çeken Akant, Lozan Andlaşması ile birlikte bütün “uhud–u atika”’nın, yani bütün eski andlaşma ve imtiyazların ortadan kalktığını, bu durumda Patrikhane’ye Fatih Sultan Mehmet döneminde verilen ayrıcalık ve hakların da otomatikman kalktığını vurguluyor. Patriğin yurtdışı seyahatlarıyla kendine “ekümen–cihan patriği” sıfatını yeniden kazandırma girişimlerinin de Lozan’a aykırı olduğunu vurguluyor. Patrik’in siyasi faaliyetlere girişmiş olmasının da Türkiye’ye kendisini atadığı gibi, görevden alma hakkını sağladığını vurguluyor.

 

Emekli Büyükelçi Ilhan Akant’ın Patrikhane konusunda ısrarla üzerinde durduğu bir diğer husus ise, Lozan’a göre Türkiye’deki Rum azınlığın statüsünün Batı Trakya ile, Patrik’in konumunun ise seçilmiş müftülerle aynı olduğu. Yunanistan’ın Batı Trakya’da müftüleri kendi atadığını, Türk azınlığın seçtiği müftüleri tanımayarak Mehmed Emin Aga örneğinde olduğu gibi hapse attırdığını hatırlatan Akant, Türkiye’nin de yetkilerini aşan patriği görevden alarak, “mütekabiliyet” esasınca yeni patriği, seçilmeden ataması gerektiğini vurguluyor. Türkiye’nin daha ciddi politikalar izlediği takdirde Patrikhane’nin bu tür girişimlerde bulunamayacağını da belirten Akant, Brüksel’de Avrupa Birliği (AB) nezdinde açılmak istenen bürodan Dışışleri’nin ciddi tepkisi üzerine nasıl vazgeçilmek zorunda kalındığını misal gösteriyor.

 

“Patrik çizmeyi aştı” kapak dosyamız konusunda görüşlerini bildiren Türk Ortodoksları Patriği Selçuk Erenerol da Patrik Bartholomeos’un “ekümenikleşme” gayretleriyle kendisine tanınan yetkileri aştığını dile getiriyor. Patrikhane’nin “cihan patriği” olabilmesi için, 7 Patriklik (Moskova, Sofya, Belgrad, Bükreş, Kudüs, Iskenderiyye, Antakya) ve 14 müstakil başpiskoposluk (Yunanistan, ABD, Kanada, Ukrayna, Polonya, Arnavutluk, Çek, Finlandiya, Afrika, Gürcistan, Kıbrıs Rum Kesimi, Çuvaşlar, Gagavuzlar) tarafından oluşan Sen Sinod Meclisi’nin karar vermesi gerektiğini, ancak böyle bir toplantının bugüne kadar yapılmadığını söylüyor. Osmanlı ve Bizans imparatorlukları sırasında Patrikhane’nin başındaki “ekümenik–cihan patriği” sıfatının ise, bu iki imparatorluğun “cihan devleti” olmalarından kaynaklandığını, bunların ortadan kalkmasıyla bu sıfatın da ortadan kalktığını belirtiyor.

 

Erenerol, Patrikhane’nin mali denetimden uzak olduğunu da doğrulayarak, yeni iddialarda bulunuyor. “Patrikhane, Yunanistan’daki manastırların verimli topraklarında üzüm elde ettiğini, bunları şarap ve sirke yapıp, satarak gelir elde ettiğini söylüyor. Buradan elde ettiklerini de Merkez Bankası yoluyla Türkiye’ye getiriyorlar. Oysa Merkez Bankası’ndan kendileri hesabına yatırıldığı iddia edilen paralar, Patrikhane’nin bir aylık masrafını bile karşılamaz” şeklinde konuşan Erenerol, 20 metropolit, 4 despot, 40 kadar papaz, zangoç, sivil müstahdem, kapıcı gibi personelin maaşlarının, Merkez Bankası’yla gelen miktarı aştığını iddia ediyor. Patrikhane’ye başta Yunanistan, ABD ve Kanada olmak üzere bütün dünyada mevcut Ortodoks zenginler tarafından para gönderildiğini ileri sürüyor.

 

Patrikhane’nin bugünkü konumuna gelmesinde Türk siyasilerin ihmallerinin rol oynadığını belirten Türk Ortodoksları Patriği Erenerol, Patrikhane’ye 1948 yılında Athenagoras’ın ABD’den gelerek patrik seçilmesinin bu konuda verilmiş ilk büyük taviz olduğunu vurguluyor. Bu durumun Rumlar’da “Demek ki baskıyla oluyormuş” zihniyetinin oluşmasına, taviz üstüne taviz koparmaya başlanmasına sebep olduğunu belirtiyor.

 

Erenerol, Athenagoras döneminde verilen, ancak bir an önce düzeltilmesi gereken tavizler arasında metropolit sayısının 6’dan 20’ye çıkarılmasının da bulunduğunu ısrarla vurguluyor. Bugün Anadolu’da Rum azınlığın bulunmadığını, buna karşılık Patrikhane’nin Kayseri, Adana, Samsun, Konya, Bursa, Niğde gibi şehirlere atanmış metropolitler bulundurduğunu anlatıyor. Bunun Patrikhane’nin halen “Megalo Idea” peşinde olduğunun göstergesi olduğunu söyleyen Erenerol, metropolit sayısının Lozan’a göre Rum azınlığın kalabileceği bölgelere göre azaltılması gerektiğini söylüyor. Buna göre Patrikhane’ye bağlı metropolit sayısının 6’ya düşmesi gerekmekte: Birincisi Istanbul Başpiskoposu (Patrik) olmak üzere, Kadıköy, Adalar, Trabya, Gökçeada ve Beyoğlu başpiskoposlukları.

http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=21524


Tarih: 21:25, 29/12/2006 Kategori: haber
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Türkiye'de İlk Kadın Milletvekilleri ve Meclis'teki Çalı


Meliha Ulaş (Samsun): 1901’de Sinop’ta doğdu. Darülfünun’un Edebiyat Şubesinden mezun oldu. Fransızca ve İngilizce biliyordu. İstanbul Kandilli Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği ile beş yıl Erzurum Kız Muallim Mektebinde başmuallimlik ve edebiyat öğretmenliği yaptı. Seçilmeden önce Samsun Lisesi’nde edebiyat öğretmeniydi. V. ve VI. Dönem Samsun Milletvekilliği yapan Ulaş 1942’de vefat etti.


/Doç. Dr. Ayten Sezer* 

Cumhuriyetin ilânı sonrası gerçekleştirilen köklü değişiklikler arasında, Türk kadınına tanınan seçme ve seçilme hakkı önemli bir gelişme olarak yer alır. Son yıllarda kadının toplumdaki yerine ilişkin dikkate değer çalışmalar yapılmakla beraber, özellikle kadınlara tanınan siyasal haklar ve bu hakların istenilen şekilde kullanılıp kullanılmadığı konusu, üzerinde durulmaya değer bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır. Zira, söz konusu hakların üzerinden yetmiş yıla yakın bir süre geçmesine rağmen, kadının siyasetteki yeri ile siyasal katılımdaki rolü ve etkinliği hala tartışılmaya devam etmektedir. Bu tartışmaların odak noktasını ise, daha çok milletvekili seçilen kadınların sayıca azlığı meselesi oluşturmaktadır. Oysa, 1930’lardan günümüze kadar Meclis’e girmiş kadınların sayısal yetersizliği kadar, buradaki çalışmaları da incelenmesi gereken bir konudur.

 

Bu araştırmada, ilk kadın milletvekilleri ve onların Meclis’teki çalışmaları incelenecektir. Yalnız, konuya girmeden, Türk kadınının Cumhuriyet öncesindeki durumunun ve kazandığı hakların kısaca gözden geçirilmesinde yarar vardır. Zira, Cumhuriyetle birlikte Türk kadınına tanınan siyasal hakların alt yapısını oluşturan gelişmeler Osmanlı’nın son dönemlerinde başlayan “batılılaşma” hareketlerine kadar uzanır. Özellikle, Tanzimat Dönemi (1839-1876) kadınların hakları konusunda ilk adımların atıldığı bir dönemdir.

 

Bu dönemde ilk kez devlet eliyle kızların eğitim ve öğretimine yönelik çalışmalar yapıldı. Sübyan okulları üstünde rüştiye, idadi ve sultani gibi ortaöğretim kurumlarına gitmeye hak kazanan kızlar, söz konusu kurumların öğretmen ihtiyacını karşılamak için açılan kız öğretmen okullarına (Darülmuallimat) da devam hakkına kavuştular (1870). Ebe ve Kız Sanayi Mektepleri gibi okulların da açılmasıyla hem kızların eğitim seviyesinin yükselmesi hem de başta öğretmenlik mesleği olmak üzere çalışma hayatına atılmalarına fırsat sağlanmış oluyordu. Basındaki gelişmeler çerçevesinde fikir hayatında kadının durumu tartışılmaya başlandı ve ilk kez kadınlar lehine yayın yapan dergiler çıkarıldı.

 

Tanzimat’la kadınlara tanınan bu fırsatlar Meşrutiyet Dönemi (1908-1918)’ne gelindiğinde daha da genişledi. Bunda dönemin getirdiği söz, yazı ve basın hürriyetinin tesiri çok oldu. Daha önce elde ettikleri ortaöğretim hakkına ilave olarak 1915’te açılan İnas Darülfünunu ile yükseköğrenim hakkını kazanan kızlar, söz konusu hürriyet ortamında özellikle sosyal hayatta da faaliyette bulunmaya başladılar. ‘ Daha çok yardım demekleri şeklinde de olsa bu dönemde, kadın haklarını geliştirmek ve onların eğitimlerini yükseltmek gibi gayeler taşıyan çeşitli dernekçilik çalışmalarına rastlanır. 2 Basındaki gelişmelerin artmasıyla fikir hayatında da yer alan kadınlar, çeşitli yayın faaliyetlerine giriştiler. 3 Balkan Savaşları (1912-1913) ve özellikle I. Dünya Savaşı (1914-1918)’nın getirdiği sıkıntı ve zorunluluklar -erkeklerin savaşa katılması vb....- sebeplerle başta devlet daireleri olmak üzere çalışma hayatının değişik kademelerinde görev aldılar. Dünya Savaşı ve Milli Mücadele döneminde gerek cephede gerekse cephe gerisinde erkeklerle beraber yurt savunmasına katılarak üzerlerine düşeni yaptıkları ve ülkenin işgalci güçlerden kurtarılması için gerekli faaliyetlerde bulundukları bilinen bir gerçektir.

 

Cumhuriyete kadar Türk kadının siyasal alanda pek bir hak talebine girmediği, ancak kendilerini yetiştirebilecekleri alanlarda yer alarak mücadelelerini sürdürdükleri görülür. Kadınların eğitim ve kültür seviyesinin yükselmesine paralel olarak gerek fikri ve sosyal alanlarda, gerekse çalışma hayatına atılmasıyla ekonomik alanda kendi haklarım savunabilecek konuma ve bilince ulaşmak için gösterdikleri çabalar sonucunda, siyasal alanda da yer alma istekleri belirmeye başladı. Kısacası, bütün bu tecrübelerin Cumhuriyet döneminde tanınan haklara zemin hazırladığı muhakkaktır. Şimdi, siyasal hakların kazanılması için gösterilen gayretleri gözden geçirelim.

 

I. Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Hakkının Tanınması

Millî Mücadele dönemindeki çalışmaları ile üzerine düşeni yapan Türk kadını, takdire şayan bir davranış sergilemişti. Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) sonrası işgallere karşı protesto mitingleri ile tepkisini ortaya koyma, ordunun hizmetinde bulunma, mermi ve giyecek imal etme ve cepheye malzeme taşıma... gibi faaliyetlerde bulunmuştu. 4 Kadınların bu fedakarlıklarını takdir eden, Mustafa Kemal Paşa bu konudaki görüşlerini 21.3.1923 tarihinde Konya Kadınları ile yaptığı konuşmasında şu sözleri ile ifade etmiştir: 5

 

“Bu son senelerin inkılâp hayatında hummalı fedakârlıklarla mamul mücadele hayatında, milleti ölümden kurtararak halâsa ve istiklâle götüren azm-ü faaliyet hayatında her ferdi milletin mesaisi, gayreti, himmeti fedakârlığı sebkeylemiştir. Bu meyanda en ziyade tebcil ile yad ve daima şükran ile tekrar edilmek lâzım gelen bir himmet vardır ki, o da anadolu kadınının ibraz etmiş olduğu çok ulvî, çok yüksek, çok kıymetli fedakârlıktır. Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir milletinde, Anadolu koylu kadınının fevkinde kadın mesaisi zikretmek imkânı yoktur ve dünyada hiçbir milletin kadını “Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi halasa ve zafere götürmekte Anadolu kadım kadar himmet gösterdim” diyemez..”

 

Türkiye’de Anayasalı rejime geçildiği 1876’dan sonra 1877’de yapılan ilk seçimlere ve ondan sonrakilere kadınlar katılmamışlardı. Yalnız, 1908 hareketinden sonra Anayasa’nın daha demokratikleşmesi ve hürriyetlerin daha genişletilmesi sonucu kadınların siyasal alana ilgi duymaya başladıkları görülmüştür. 6 Ne var ki, bu konuda çeşitli sebeplerden dolayı pek kayda değer bir gelişme meydana gelmemişti. Zira hem sıkıntılı dönemlerin yaşanması (Balkan ve I. Dünya Savaşları...) hem de kadının toplumdaki konumuna ilişkin eski anlayışın ağırlığını hissettirmesi yüzünden kadınlar siyasetin dışındaki -yukarıda bahsedilen- alanlarda faaliyetlerde bulunmuşlardı. Söz konusu badirelerin atlatılması ile başlayan yeni dönemde kadınlar, artık aktif olarak siyasetle uğraşmak için harekete geçtiler. Daha 1923 yılı Nisanında “İntihâb-ı Mebusan Kanunu”nun görüşülmesi esnasında kadına seçme hakkının verilmesi konusu gündeme gelerek çeşitli tartışmalara yol açmış, ne var ki, bu hakkın verilmesi kabul edilmemiştir. 7 Aynı yılın Haziran ayında (16 Haziran 1923) Başkanlığını yazar Nezihe Muhittin’in (1889-1958) yaptığı “Kadınlar Halk Fırkası” kurularak, ilk siyasal oluşum meydana getirildi. Fırka, siyasi bir görünümde olmakla beraber esas amacını, kadınların eğitim ve sosyal alanlardaki eksikliklerinin tamamlanarak cehaletin ortadan kaldırılması olarak açıklar. Ancak, Fırka’nın genel sekreteri Şükufe Nihal ise, “Kadınlar Halk Fırkasının programı, şimdiye kadar her fırsatta izaha çalıştığımız gibi, kadının içtimai, iktisadi ve bilahare siyasi sahalarda haklarını inkişaflarını temin etmektir” sözleri ile nihai hedeflerinin siyasi hakları kazanmak olduğunu ifade eder.8 Kadınların bu girişimi siyasal haklara sahip olmamalarından dolayı başarısızlıkla sonuçlanır ve sözkonusu fırkaya resmi izin verilmez. Bunun üzerine Cumhuriyet’in ilânı sonrasında ise, 7 Şubat 1924’te “Türk Kadınlar Birliği”ni kuran kadınlar, çalışmalarını bu yolla sürdürmeye başladılar. Birliğin tüzüğünde amaçlarını: “... kadınların sosyal ve siyasal haklarını elde edecek olgunluğa eriştirilmesi...” olarak belirleyerek konuya dikkatleri çektiler ve böylece isteklerinde ısrarlı olduklarını bir kere daha gösterdiler. Hatta 1927’de Birliğin tüzüğüne siyasal haklar sağlamayı amaçlayan bir maddeyi ekleyerek kabul ettirirler ve aynı yıl yapılacak seçimlere katılmaları için birlik içinde tartışırlar. Konuyu basında da gündeme getirmelerine rağmen, Anayasa’da kadınların seçime katılmalarını sağlayacak hükmün olmaması gerekçelerinden dolayı istekleri gerçekleşmez. 9

 

Aynı konuda, 1926’da Türk Ocağı’nda bir konuşma yapan Süreyya Hulusi isimli hanım verdiği konferansta: “Türk kadını tarihte siyasal rol oynamıştır. Kadın kendi benliğini idrak eder. İktisadi sahada haiz-i tesir olursa neden memleket işlerinde geri kalsın. Herkes anadan vatan dersi alır da ne içün o vatanın idaresi ve mukadderatı mevzu-u bahs olduğu -manda mahmul vaziyette bırakılır. Vatanda tüten ilk ocak eğer kadın parmağıyla tutuşmuşsa ve eğer vatan o ocakların müşterek bir ifadesi ise öyle zannediyorum ki vatan ve kadın yekdiğerinden ayrılmayan iki mefhum teşkil ederler...” sözleri ile Türk kadınının seçme ve seçilme haklarının verilmesinin gerekliliğini vurguluyordu.10

 

Bu ve benzeri pek çok girişimlerle siyasal hakların kazanılması için gösterilen gayretler Takrir-i Sükûn dönemini takib eden dönemde olumlu sonuçlarını verdi. Bu konuda ilk adım 3 Nisan 1930’da kabul edilen Belediye Kanunu ile atıldı. Bu kanuna göre kadınlar ilk kez Belediye seçimlerinde oy kullanma ve Belediye Meclislerine seçilme hakkını elde ettiler. “ 26 Ekim 1933’te ise 1924 tarihli Köy Kanunu’nun 20. ve 25. Maddelerinde yapılan değişiklikle muhtar ve ihtiyar meclisi seçimlerinde oy kullanma ve seçilme hakkını elde eden kadınlar nihayet 5 aralık 1934’te dönemin Başbakanı ismet İnönü ve 191 arkadaşının; 1924 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nun 10. ve 11. Maddelerinin değiştirilmesine ilişkin kanun teklifinin kabul edilmesiyle milletvekili seçme ve seçilme hakkını kazandılar. Kanun’da yapılan değişiklikle kadın, erkek her Türkün seçme yaşı 22, seçilme yaşı 30 olarak belirlendi.12 Böylece, kadın ile erkek arasındaki eşitsizlikten biri daha ortadan kalkmış oluyordu.l3

 

Siyasal haklar bakımından kadın ile erkeği aynı konuma getiren bu kanun ile Türkiye’nin daha demokratik bir görünüme kavuşması ve siyasal katılımın boyutlarının genişletilmesi gibi amaçların ağırlık taşıdığını söylemek mümkündür. 14 Zira 1930’lar aynı zamanda Mustafa Kemal Atatürk’ün de isteği doğrultusunda kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası ile Türkiye’de çok partililiğe geçişin yaşandığı bir dönemdir.

 

II. TBMM’ne Seçilen İlk Kadın Milletvekilleri

5 Aralık 1934 tarihli kanunla milletvekili seçme ve seçilme hakkını elde eden kadınların pek çoğu bu gelişmeyi büyük bir memnuniyetle karşıladılar. Bu maksatla 6 Aralık’ta bazı Ankaralı kadınlar Mustafa Kemal Atatürk ve diğer büyüklere teşekkür için Halkevi’nde bir toplantı düzenlediler ve ardından Meclise giderek memnuniyetlerini belirttiler. 15

 

İstanbul’da da bu amaçla çeşitli mitingler yapıldı. Beyazıt Meydanında gerçekleştirilen bir mitingde Kadınlar Birliği’nden Saadet Rifat isimli bir hanım yaptığı konuşmada konu ile ilgili duygularını ifade etti.16

 

Kadınların ilk kez katıldığı 1935 yılı seçimleri, iki dereceli seçim sistemi ve tek parti olarak Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF) nın bulunduğu bir ortamda yapıldı. Daha önceki seçimlerde olduğu gibi bu seçimlerde de büyük ölçüde kadın ve erkek adaylar parti üst kademeleri tarafından belirlendi. Seçimlere gerek müntehib-i sani (ikinci seçmen) olarak gerekse milletvekili adayları olarak kadınların ilgisi ve katılımı oldukça fazlaydı. 8 Şubat 1935’te yapılan seçimlere katılım, özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde %80’lere varmıştı ve söz konusu şehirlerde oy verenlerin %48’e yakının kadınlardan meydana geldiği ifade ediliyordu. l7 Kadınların da katıldığı ilk seçimler olmasına rağmen katılımın fazla olması, onların konuya olan ilgilerini ortaya koyması açısından olumlu bir gelişmedir.

 

1935 yılı seçim sonuçlarına göre, seçilmesi gereken 399 milletvekilinden 17’si kadın olmak üzere, 386 milletvekili CHF adaylarından oybirliği ile; 4’ü azınlıklardan olmak üzere 13 bağımsız aday oy çokluğu ile seçilmişlerdi. Bazı eserlerde 18 olarak verilmesine rağmen l8 bu seçimlerde Meclis’e 17 kadın milletvekili girmiştir. 1936 yılı başında boşalan milletvekillikleri için yapılan “ara seçimi”nde ise Çankırı Milletvekili olarak seçilen emekli öğretmen Hatice Özgenel ile bu sayı 18’e çıkmıştır. 19 Böylece, kadınlar Meclis’teki tüm milletvekillerinin %4,5’ini oluşturdular. Bu oran o günden bugüne ulaşılan en yüksek rakamdır. Zira, çok partili döneme geçildiği 1950-5l’de 3 kadın ile %0,61 gibi en düşük rakamla temsil edilen kadınlar, en son yapılan 1995 seçimlerinde de 13 kadın ile %1,82 oranında Meclis’te yer almışlardır.

 

1935 yılı seçimlerinde TBMM’ne seçilen ilk kadın milletvekilleri şunlardır: 20

Mebrure Gönenç (Afyonkarahisar): 1900’de İstanbul’da doğdu. 1919’da Arnavutköy Amerikan Koleji’nden mezun oldu Fransızca ve İngilizce bilen Gönenç bir süre Çamlıca Kız Lisesi ve Üsküdar Amerikan Kolej’nde dil hocalığı yaptı. Adana Belediyesine seçilen ilk kadın meclis üyesidir. Seçilmeden önce CHFdan Mersin Belediye üyesiydi. Bir dönem milletvekilliği yaptı.

 

Hatı Çırpan (Satı Kadın - Ankara): 1890’da Kazan’da doğdu. Milli savaşta malûl olmuş bir askerin eşiydi. Beş çocuğu vardı. Çiftçilikle uğraşan Satı kadın hususi eğitim gördü. Seçildiğinde Kazan Köyü muhtarıydı. Bir dönem milletvekilliği yaptı.

 

Türkan Örs Baştuğ (Antalya): 1900’de Üsküdar’da doğdu. İstanbul Darülfünunun Felsefe Şubesinden mezun oldu. Fransızca biliyordu. Uzmanlık alanı felsefe, sosyoloji ve eğitimdi. Üsküdar Kız Sanat Mektebinde müdürlük yaptı. Seçimden önce Feyziâti Lisesi Kız kısmı müdürlüğündeydi. İki dönem milletvekilliği yaptı.

 

Sabiha Gökçül Erbay (Balıkesir): 1900’da Bergama’da doğdu. İstanbul kız Muallim Mektebinde ve Yüksek Kız Muallimin İhzari (hazırlık) kısmında okumuştur, İzmir Kız Muallim Mektebinde edebiyat öğretmenliği ve müdürlük yapmıştır. Adana Lisesi ve İstanbul Erenköy Kız Lisesinde de öğretmenlik yapan Gökçül V. Dönemde Balıkesir, VI. ve VII. Dönemde ise Samsun milletvekili olmuştur. TBMM Başkanlık Divanı Katip üyeliğinde de bulunmuştur.

 

Şekibe İnsel (Bursa): 1886’da İstanbul’da doğdu. Ortaokul mezunuydu. Almanca biliyordu. Seçilmeden önce çiftçilikle uğraşıyordu. V. Dönemde milletvekiliydi.

 

Hatice Özgener (Çankırı): 1865’te Selanik’te doğdu. Rüşdiye ve hususi öğrenim gördü. Rumca bilen Özgener milletvekili olmadan önce Darüleytam Müdürlüğünden emekli bir maarifçiydi. 1936 ara seçiminde parlamentoya girdi.

 

Huriye Öniz Baha (Diyarbakır): 1887’de İstanbul doğdu. Tahsilini Londra Üniversitesi kadın kısmında Betford Kolej’de pedagoji eğitimi görerek tamamladı. İngilizce bilen Öniz İstabul Kız Muallim Mektebi ile eski inas idadisinde pedagoji ve uygulama dersi ile ev idaresi derslerini okuttu. Balkan Harbinden sonra muhacirlere açılan kurslarda ders vermiş ve türlü hayır işlerinde çalışmış, Hilal-i Ahmer’in açtığı kursa giderek gönüllü hastabakıcı olmuştur. Milletvekili seçilmeden önce Türkçe öğretmenliği yapmaktaydı. Yeniköy Rum Mektebinde de öğretmenlik yapan Öniz, 1950’de vefat etti.

 

Fatma Memik (Edirne): 1903’te Safranbolu’da doğdu. İlköğrenimine Safranbolu’da başlayan Memik sekiz yaşında İstanbul’a geldi. Burada Beyazıt Inas Numune Mektebi ile Bezm-i âlem Valide Sultan Mektebinde okuduktan sonra Tıbbiye’ye girdi. Tıbbiye’den 1929’da birincilikle mezun odu ve Gureba Hastanesinde çalıştı. Dahiliye uzmanı olan Memik seçilmeden önce Gureba Hastanesi Poliklinik Şefi idi. V., VI., VII., Dönem Edirne Milletvekilliği yapan Memik 1991’de vefat etti.

 

Nakiye Elgün (Erzurum): 1882’de İstanbul’da doğdu. Kız Muallim Mektebi mezunu olan Elgün, ülkemizin en eski eğitimcilerinden biri olarak biliniyor, istanbul Kız Lisesi müdürü iken, 1930’da İstanbul Şehir Meclisine ilk kadın üye olarak seçildi. Daimî Encümende üye olarak kaldı. 3 dönem Erzurum milletvekilliği yaptı.

 

Fakihe Öymen (İstanbul): 1900’de İşkodra’da doğdu. Darülfünunun Coğrafya bölümünden mezun oldu. Fransızca bilen Öymen, Maarif ve Coğrafya uzmanıydı. Bursa Kız Muallim Mektebinde tarih ve coğrafya öğretmenliği ve Bursa Kız Lisesi Müdürlüğü yatı. V., VI., VII. Dönem İstanbul, VIII. Dönem Ankara Milletvekilliği yapan Öymen, 1983’te vefat etti.

 

Ferruh Güpgüp (Kayseri): 1891’de Kayseri’de doğdu. Öğrenimi hususi olan Güpgüp Arapça biliyordu. Biçki dikişle de ilgilendi ve Kayseri CHF Vilâyet İdare Heyeti ile Belediye Meclisi üyeliğinde bulundu.

 

Bahire Bediş Morova Aydilek (Konya): 1897de Bosna’da doğdu. Bolu orta mektebinden mezun oldu.Bolu Kız Sanat Okulu’nda resim öğretmenliği yaptı. Seçimden önce Bolu Belediye Meclisi üyesiydi. V. Dönemde milletvekilliği yaptı.

 

Mihri Bektaş (Malatya): 1895’de Bursa’da doğdu. Amerikan Kız Koleji Mezunuydu. Fransızca ve İngilizce biliyordu. Robert Kolej’de İngilizce öğretmenliği yaptı ve CHF Kütüphane Encümenine seçildi. V., VI., VII. Dönemlerde Malatya Milletvekilliği yaptı.

 

Meliha Ulaş (Samsun): 1901’de Sinop’ta doğdu. Darülfünun’un Edebiyat Şubesinden mezun oldu. Fransızca ve İngilizce biliyordu. İstanbul Kandilli Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği ile beş yıl Erzurum Kız Muallim Mektebinde başmuallimlik ve edebiyat öğretmenliği yaptı. Seçilmeden önce Samsun Lisesi’nde edebiyat öğretmeniydi. V. ve VI. Dönem Samsun Milletvekilliği yapan Ulaş 1942’de vefat etti.

 

Esma Nayman (Seyhan): 1899’da İstanbul’da doğdu. Lise mezunuydu. Fransızca, İngilizce ve Rumca biliyordu. Belediyecilik alanında uzmandı. Adana Belediye Meclisi üyeliğinde bulundu. Bir dönem milletvekilliği yapan Nayman 1967’de vefat etti.

 

Sabiha Görkey (Sivas): 1888’de Üsküdar’da doğdu. Üsküdar Kız Sanayi Mektebinden sonra Darülmuallimat’ı bitirdi. 1917’de Darülfünun’un Riyaziye Şubesinden mezun oldu. Fransızca bilen Görkey Kız Muallim Mektebi Müdür ve Muallimliklerinde bulundu. Seçilmeden önce Tokat orta mektebinde Riyaziye öğretmeniydi.

 

Seniha Hızal (Trabzon): 1897’de Adapazarı’nda doğdu, ilk öğrenimini İstanbul Fatih Rüşdiyesi’nde, orta öğrenimini Kız Sanat Mektebi’nde yüksek öğrenimini ise Darülfünun Fen Fakültesi’nde tamamladı. (1918) Fransızca bilen Hızal, Darülmuallimat ve Erenköy Kız Lisesi Müdürlüğü’nde bulunduktan sonra Maarif Umum Müfettişliği’ne tayin edildi. Kendisi Türkiye’de ilk kadın müfettiş olarak bilinmektedir. İstanbul Kız Muallim Mektebi Müdürlüğü ile Fevziye Lisesi Müdürlüğünde bulundu. Selçuk Kız Sanat Okulu’nda da öğretmenlik yaptı. Şişti’de açtığı ilk ve orta tahsilli Yeni Türkiye Özel Mektebi’nde müdürlük ve öğretmelik yaptı.

 

Benal Nevzad İstar Anman (İzmir): 1903’te İzmir’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini İzmir’de yaptı. 1921’de Paris Sorbonne Üniversitesi’nin Edebiyat bölümünden mezun oldu. Döndükten sonra Hilâliahmer ve Himaye-i etfal gibi yerlerde sosyal faaliyetlerde bulundu. CHF vilayet heyeti üyeliği de yapan Anman, Fransızca ve Rumca biliyordu. Uzmanlık alanı belediyecilik, sosyoloji ve edebiyattı. İzmir Belediye üyeliği de yapan Anman, V., VI., VII., ve VIII. Dönemde İzmir Milletvekilliği yaptı. 1990’da vefat etti.

 

Görüldüğü gibi seçilen kadınların bir kaçı istisna edilirse, büyük çoğunluğu eğitim ve kültür seviyeleri itibariyle oldukça yüksekti. Londra ve Paris Sorbonne mezunu olanların yanısıra, Darülfünun mezunu kadınlar çoğunluktaydı, içlerinden biri köylü kadınların temsilcisi olarak Atatürk tarafından bizzat önerilen ve Ankara’nın tek kadın adayı olarak seçilen hususi eğitimli “Satı Kadın (Matı Çırpan)” ile diğeri ortaokul mezunu olan ve çiftçilikle uğraşan Bursa mebusu Şekibe insel hariç tutulursa diğerleri en az lise ve yüksek okul mezunuydu. Seçilmeden önce siyasal deneyimi olanların yanısıra birkaç dil bilen eğitimci hanımlar çoğunluktaydı. Bunlardan beşi okul müdürü, altısı Belediye Meclisi üyesi, ikisi çiftçi ikisi öğretmen, biri muhtar, biri doktor, biri de emekli eğitimciydi. 21 Görüldüğü gibi bu dönemde seçilen kadınların %70’e yakını (11’i) yüksek öğrenimli eğitimcidir.

Türkiye nüfusunun yarısını oluşturan bir kesimin temsilcisi olarak Meclis’e giren kadınlar, temsilci oldukları hemcinslerinin oldukça üstünde bir eğitim ve kültür seviyesine sahip seçkin kimselerdi. Bu açıdan bakıldığında söz konusu kadınların diğer kadınları -özellikle kırsal kesimdekileri- ne dereceye kadir temsil ettikleri ya da onların sorunlarıyla nereye kadar ilgilenebilecekleri sorusu akla gelmektedir ki, bu ise ayrı bir inceleme konusu teşkil etmektedir.

 

III. İlk Kadın Milletvekillerinin V. Dönem (1935-39) TBMM’deki Çalışmaları

Milletvekili seçilen kadınların Meclis’teki çalışmalarının tespit edilmesi, onların siyasal haklarını nasıl ve ne şekilde kullandıklarının ortaya konması açısından önemlidir. Bu tespiti yapabilmek için ise, kadınların Meclis’teki çalışmalarına geçmeden, konuya ışık tutması açısından; onların milletvekili seçilmeleri hakkındaki kanaatlerini, nasıl seçildiklerini ve daha da önemlisi milletvekili olarak kendilerini hangi konumda gördüklerini ortaya koymak yararlı olacaktır.

 

Bu konudaki bilgileri daha önce kendileri ile görüşülerek yapılan bir araştırmadan ve dönemin basınından öğrenmek mümkündür. Bu araştırma Tekeli’ye aittir. Tekeli araştırmasında, milletvekili seçilen kadınların bazısının, kendi iradelerinden ziyade Atatürk’ün isteği ile bu hakkın kendilerine verildiğini ve yine onun tercihi ziyade Atatürk’ün isteği ile bu hakkın kendilerine verildiğini ve yine onun tercihi üzerine Meclis’e girdiklerini, bazılarının ise seçilmelerini sürpriz olarak karşıladıklarını ortaya çıkarmıştır. Ayrıca kadınların çoğunluğunun kendilerini milletin temsilcileri olarak görürken, çok azının ise, kadınların temsilcileri olduklarını ifade ettiklerini vurgulamaktadır. 22 Dönemin basın mensuplarının gözlemlerine göre ise, 1 Mart 1935’te çalışmalarına başlayan V. Dönem TBMM’ne katılan kadınların oldukça heyecanlı oldukları, Meclis’in arka sıralarına doğru oturduktan ve hepsinin gayet şık, başları açık, tayyörlü olarak geldikleri belirtilmektedir.23

 

Böyle bir ortamda Meclis’e gelen kadınların, buradaki çalışmalarının aynı heyecanla sürdüğünü söylemek abartılı olmaz. Bu hallerini Meclis’te çeşitli vesilerle yaptıktan konuşmlarının içeriğinden öğrenmek mümkündür. Bu duruma bir örnek olması açısından yeni Hükümet Programının 7 Mart’ta okunmasından sonra, program hakkındaki görüşlerini belirtmek maksadıyla söz alan Erzurum milletvekili Nakiye Elgün’ün konuşması verilebilir. Elgün konuşmasında: “Başbakanımız General ismet İnönü’ye beyanı itimat eden arkadaşlar arasında bizim de bulunmamız ve bulunma onurunu bize vermiş olmanız itibariyle duyduğumuz heyecanı ifade için buraya gelmiş bulunuyorum (Alkışlar). Bugüne kadar Türk bütün olarak her sahada yan yana, elele çalışmıştı. Fakat bugüne kadar Türk milletinin en yüksek, en onurlu bir mevkii olan burada ilk defa yer almış bir kadın saylav olmak itibariyle bunu verenlere karşı duyduğumuz hazzı ifade ederken yine bu büyük onurun içinde Türk Hükümetine itimat beyan eden arkadaşlar arasında bulunmak şerefinin bize verilmiş olmasından dolayı duyduğumuz sevinci ifade etmeye çalışırken belki söz bulamıyorum... Bize bu güzel günler ve güzel anları yaşatmış olan ta ilk gününden beri bize rehberlik eden Ulu Gazimiz Atatürk Hazretlerine büyük bir heyecan içinde olduğumdan memnu kelimeler kullanıyorum. Çünkü şu anda dünyada belki pek nadir olarak hissedilebilecek heyecan duyanlardan biriyim...” M diyerek duygularını ifade etmiştir. Aynı duygu ve heyecanı İzmir Milletvekili Benal Arıman ile Seyhan Milletvekili Esma Nayman’da da görüyoruz. Atatürk’ün ölümü üzerine Meclis’te yaptığı konuşmasında Anman, Türk kadınlarına kazandırdığı haklardan dolayı Atatürk’e olan minnettarlık duygularını belirtirken 25 Nayman da “Atatürk yalnız Türk milletini değil, o milleti yetiştiren Türk anasının da şerefini kurtardı. Türk kadınlığının ona minnettarlığı sonsuzdur...- Layık olduğu hakları Atatürk’ün büyük dehası ile kazanmış olan Türk kadını bütün milli görevlerini ifa için hazırdır...” 26 sözleri ile aynı görüşleri paylaşmıştır. Bu örneklerden hareketle kadınların Meclis’teki çalışmaları gözden geçirilecek olursa, onların erkeklere oranla Meclis’e daha fazla devam ettikleri, hemen bütün oturumları takip ettikleri ve en etkin olarak da bazı konularda söz aldıktan görülür. Dönemin Zabıt Cerideleri incelendiğinde dikkati çeken nokta, kadınların büyük bir çoğunluğunun ilgi alanlarına göre bir komisyonda (encümen) görev almalarıdır. Bazdan bu komisyonlarda katip üye olarak bulunmuştur. Kadınların görev aldığı komisyonlar şunlar: Hatı Çırpan Ziraat, Meliha Ulaş Arzuhal (katip üye), Fakihe Öymen Bütçe (katip üye), Sabiha Görkay ile Nakiye Elgün Dahiliye (katip üye), Esma Nayman İktisat, Seniha Hızal ile Türkan Başbuğ Maarif, Huriye Baha Öniz Maliye, Mebrure Gönenç Nafıa, Fatma Memik Sıhhat ve İçtimai Muavenet, Ferruh Güpgüp ise Divan-ı Muhasebat komisyonlarında görev almışlardır. 27

 

Meclis’teki çalışmaları yalandan takip eden kadınlar özellikle bütçe görüşmelerinde kanaatlerini belirten konuşmalar yaparlar. Bunlardan Ferruh Güpgüp ile Esma Nayman 1936 yılı “Muvazene-i Umumiye Ka-nunu”nun görüşülmesi esnasında 28 Meliha Ulaş 1937 yılı Maarif Vekaleti bütçesi ile ilgili olarak 29, Mibri Bektaş Beden Terbiyesi Kanunu ile ilgili olarak birer konuşma yapmışlar. 30 Ayrıca Erzurum Milletvekili Nakiye Elgün 1938 yılı Maarif Bütçesi görüşmeleri esnasında Samsun Milletvekili Seniha Hızal ise Hariciye Vekâleti bütçesi ile ilgili olarak görüşlerini bildirmişlerdir. 3I Yine Ankara’da Tıp Fakültesinin kurulması hakkındaki kanun tasarısının görüşülmesi esnasında Huriye öniz ile Dr. Fatma Memik söz alarak görüşlerini bildirmişlerdir. 32

 

Kadınların Meclis’te yaptıkları konuşmaların içeriği incelendiğinde daha çok eğitim ve sağlık konularının ağırlık taşıdığı dikkati çeker. Bu konulardaki önerileri, kızların eğitim seviyelinin yükseltilmesi, sağlık sorunlarının halledilmesi ve özellikle küçük yaştaki çocukların sağlık, eğitim ve çalışma şartlarının iyileştirilmesi doğrultusundadır. Ele alınan V. Dönemde en fazla söz alan milletvekilleri arasında Dr. Fatma Memik ile Nakiye Elgün yer alır. Benal Arıman, Meliha Ulaş, Huriye Öniz, Esma Nayman, Türkan Baştuğ, Ferruh Güpgüp, Seniha Hızal, Mihri Bektaş ise bir veya birkaç konuşma yapmışlardır.

 

Bununla beraber, bazı milletvekillerinin kendi seçim bölgelerindeki çalışmaları ve özellikle sahip oldukları meslekleriyle ilgili olarak etkinliklerde bulundukları bilinmektedir. Meselâ, Dr, Fatma Memik bir yandan seçim bölgesi olan Edirne’nin sorunlarıyla ilgilenirken, diğer yandan da Darülaceze ve Kızılay’ın Polikliniklerinde tıp mesleğinin uygulamalarını sürdürmeye devam ettiği belirtilir. 33

Özetlemek gerekirse, Tekeli’nin de belirttiği gibi bu kadınları “hiç soru sormayan, sorun çıkarmayan uslu kadınlar” olarak nitelendirmek mümkün ise de 34 bunda hem ilk kez böyle bir görevle karşı karşıya gelmeleri, hem de dönemin muhalefetsiz siyasal yapısı gözönüne alınırsa, onlardan başka türlü bir davranış beklemenin zorluğu kendiliğinden ortaya çıkar.

 

SONUÇ

Osmanlı döneminde başlayıp Cumhuriyetle devam eden “batılılaşma” hareketleri çerçevesinde gerçekleştirilen düzenlemelerle; bir taraftan toplumdaki kadın erkek eşitsizliği ortadan kaldırılmaya çalışılırken, diğer taraftan da kadının toplumda layık olduğu yere gelmesi için gayret sarfedildi. Bu maksatla Cumhuriyet öncesi yapılan düzenlemelere ilave olarak, bu dönemde çıkarılan 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim alınında, 1926 tarihli Medeni Kanun ile sosyal ve hukukî alanlarda ve nihayet 1930 ve 1934 tarihlerindeki düzenlemelerle siyasal alanda getirilen hakların temelinde de sözkonusu çabaların yattığı söylenebilir. Zira, hem toplumdaki kadın erkek eşitsizliğinin ortadan kaldırılmaya hem de kadının toplumdaki layık olduğu yere gelmesinin sağlanmaya çalışıldığı görülür. Cumhuriyet döneminde 1924’de Tevhid-i Tedrisatla eğitim alanında, 1926’daki Medeni Kanun’la sosyal alanda ve nihayet 1930 ve 1934’teki düzenlemelerle de siyasal alanda getirilen uygulamaların temelinde söz konusu çabaların yattığını söylemek mümkündür. Zira, her iki dönemde de kadının konumu çağdaşlaşmanın ölçütü olarak görülmüştür. Cumhuriyetle kadınlara tanınan siyasal haklarda, yeni rejimle kabul edilen “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesinin etkisi tartışılmaz. Hiç şüphesiz bu demokratikleşmenin de bir gereğiydi ve siyasal katılımın boyutlarını arttırması açısından da önemliydi. Burada -iddia edilenin aksine- kadınların siyasal haklarını hiçbir çaba sarfetmeden aldıklarını söylemek sanırız doğru olmaz. Batıdaki kadınların verdikleri mücadele örneğinde olması bile, Türk kadını siyasal hak talebini her fırsatta dile getirmiş ve sırası geldiğinde bu hakkını elde etmiştir. Ancak bu haklarını yeterince kullanamadığı konusu tartışılabilir. Bunda da, toplumda yaygın bir kanaat olarak yerleşen siyasetin “erkek işi” olması düşüncesi ile kadına yüklenen görevlerin daha çok “aile içi” sorumluluklar çerçevesinde kalmasının etkileri fazladır.

 

Kadınların aktif siyasette başarılı olabilmeleri ve siyasal haklarının göstermelik olarak varolmaması ya da bir süs, bir aksesuar olarak Meclis’te yer almamaları için, sözkonusu yaygın kanaatlerin değişmesi ve kadını siyasetten alıkoyan yasal engellerin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Bunun için de seçilenlerin tümünün bu doğrultuda çaba sarfetmelerinde yarar vardır.

 

KAYNAKÇA:

1 Kadının Osmanlı dönemindeki dununu için şu eserlere bakılabilir. Tezer Taşlar an, Cumhuriyetin 50. Yılında Türk Kadın Haklan, Ank. 1973; A.Afetinan, Tarih Boyunca Türk Kadınının Hak ve Görevleri, 4.bs. 1st. 1982; Emel Doğramacı, Türkiye’de Kadının Dünü ve Bugünü, Ank. 1989; Şefika Kurnaz. Cumhuriyet Öncesinde Türk Kadını (1839-1923) Ank. 1990.,

2 Bu derneklerden bazı lan şunlardır: Osmanlı Kadınları Şefkat Cemiyet-i Hayriyesi (1324-1908). Osmanlı Cemiyeti Hayriye-i Nisvaniye (1325-1909), Esirgeme Demeği (1325-1909), Asker Ailelerine Yardıma Hanımlar Cemiyeti (1331-1915), Bkz. Tank Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler, C.I. 2. bs. 1st. 1984. s. 476-482; Serpil ÇAKIR “Osmanlı Kadın Demekleri”, Toplum ve Bilim, Bahar, 52.1991.

3 Bu yayınlara. Kadınlar Dünyası, Hanımlar Âlemi, Kadın, Genç Kadın ve Türk Kadını gibi dergiler örnek olarak verilebilir. Ayrıntılı bilgi için bkz. Emel Asa, 1928’e Kadar Türk Kadın Mecmuaları, İ.Ü. Sosyal Bilimler Enst. Türk Dili ve Edebiyatı, Yüksek Lisans Tezi 1st. 1989. Serpil Çakır, II. Mesrutiyet’te Osmanlı Kadın Hareketi ve Kadınlar Dünyası Dergisi, I.Ü. Sosyal Bilimler East. Siyaset Bilimi Anabilim Dalı Doktora Tezi, 1991; Fevziye Abdullah Tansel, “Memleketimizde Gençler için Kurulan İlk Dernekler, Gazete ve Dergiler”, Belleten, LI/199 (Nisan 1987), s. 281-304; Aynur llyasoğlu-Deniz Insel. “Kadın Dergilerinin Evrimi”, Türkiye’de Dergiler ve Ansiklopediler (1849-1984), 1st. 1984. s. 163-183; Ekrem Işın, ‘Tanzimat, Kadın ve Gündelik Hayat Tarih ve Toplum Mart 1988, Sayı: 51, c. 9, s.22-27. Gülgün Bolat “Cumhuriyet Öncesi Kadın Dernekleri”, Atatürk ve Kadın Hakları, Ank. 1983. s. 177-191.

4 Türk kadının Millî Mücadele’deki faaliyetleri için bkz. Halide Edip Adıvar, Türkün Ateşle İmtihanı, 6.bsk. 1st. 1932; Kemal Anbumu, Milli Mücadele’de İstanbul Mitingleri, 2.bsk. Ank. 1975; İnci Engingün-Müjgan Cunbur-Cahide Özdemir, Milli Mücadele’de Türk Kadını, Ank. 1983; Aynur Mısıroğlu, Kuva-yı Milliye’nin Kadın Kahramanları, İst. 1976; Cahit Caka, Tarih Boyunca Harp ve Kadın, Ank. 1948; Afet İnan, a.g.e., s. 102. vd.

5 Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt: II, Ank. 1952, s. 148.

6 İttihat ve Terakki Cemiyetinin kadın hakları konusunda çeşitli çalışmalarda bulunduğu bilinmektedir. Tunaya, bu Cemiyetin 19O8’de kurulduğu sanılan “Kadınlar Şubesinden bahsetmekle beraber hakkında fazla bilgi bulunamadığını da ifade etmektedir. a.g.e., s. 480.

7 Söz konusu tartışmalar için bkz. TBMM Zabıt Ceridesi, Devre: I, içtima: IV, Cilt: 28, s. 326-330.

8 Fırka hakkında ayrıntılı bilgi için bkz, Zafer Toprak, “Cumhuriyet Halk Fırkasından önce Kurulan Parti, Kadınlar Halk Fırkası”. Tarih ve Toplum, Sayı: 51, Mart 1988, Cilt: 9, 8. 30-31; aynı yazar,” Türkiye’de Siyaset ve Kadın: Kadınlar Halk Fırkası’ndan “Arsıulusal Kadınlar Birliği” Kongresine (1923-1935)” ,İ.Ü. Kadın Araştırmaları Dergisi, Sayı: 2. Yıl: 1994, s. 6-7; Nimet Ardıç, “Cumhuriyetten sonra Kurulan Kadın Demekler,” Atatürk ve Kadın Hakları, Ank. 1983, s. 194-195; Ömer Çaha, Sivil Kadro, Türkiye’de Sivil Toplum ve Kadın, Türkçesi: Ertan Özensel, Konya 1996; s. 116.1

9 Serpil Çakır, “Siyasal Yaşama Kanlım Mücadelesinde Türk Kadım”, Kadınlar ve Siyasal Yaşam, 1st. 1991, s. 131-141; Toprak, “Türkiye’de Siyaset...”, s.6-7; Taşkının, Cumhuriyet’in 50. Yılında..., s. 123.

10 Türk Yurdu, C.III, Numara: 16, Şubat 1926, s. 459; Bernard Caporal; Kemalizmde ve Kemalizm Sonrasında Türk Kadını, Ank. 1982, s. 678-706, Burhan Göksel, Çağlar Boyunca Türk Kadını ve Atatürk, Ank. 1993, s. 165. vd. Taşkının, a.g.e, s. 100-128.

11 Belediye Kanunu’ndaki değişiklik için bkz. TBMM Zabıt Ceridesi, C: 17, Devre: 3, İçtima: 3, s. 3-10.

12 1934’teki değişildik için bkz. TBMM Zabıt Ceridesi, Devre: IV, İçtima: IV, Cilt: 25, s. 82-84; Düstur, Tertip: 3, Cilt: 16, s. 36;

13 Türkiye’de kadına tanınan siyasal haklar tarih bakımından bazı Avrupa ülkelerinden önce iken, bazı (ilkelerden de sonradır. Diğer ülkelerdeki kadınların siyasal haklarını ne zaman kazandıklarına bir göz atılacak olursa şu tablo ile karşılaşılır. Türkiye’den sonra bu hakkı veren ülkeler: Japonya ve Fransa (1945), balya ve Belçika (1948), Yunanistan (1952), İsviçre (1971); Türkiye’den önce tanıyanlar ise. Yeni Zellanda (1983), Avusturalya (1902), SSCB (1918), ABD (1920), Moğolistan (1924), Almanya (1928), Ekvador (1929), İspanya (1931), Brezilya ve Tayland (1932), Uraguay ve Küba ise 1934’de Türkiye ile aynı tarihte kadınlara siyasal hakları ülkeler arasında yer alır. Bkz. Nermin Abadan Unat, “The Legal Status of Turkish Women”, Turkish Review, Volume: 1, Number 6, Winter 1986, s. 86.

14 Meryem Koray “Kadın Siyaset Kala”, Her Yönüyle Türkiye’de Kadın Olgusu, yayına hazırlayan: Necla Arat, 2. bsk. 1st. 1995, s. 195-244; Şirin Tekeli, “Türkiye’de Kadının Siyasal Hayattaki Yeri”, Türk Toplumunda Kadın, Derleyen’Nermin Abadan Unat, Ank. 1979, s. 399. Türk kadınına siyasal hakların verilmesinde etkili olan faktörler hususunda değişik yorumlara rastlamak mümkündür. Bu yorumlardan biri Ülkede tek parti olarak CHF’nin olmasının batıda Mustafa Kemal’i diktatörlükle suçlanmasına yol açtığı için, bu görüşü bertaraf etmek ve Türkiye’nin demokratikliğini ortaya koymak için hakların tanındığı (Çaha, a.g.e., s. 114), diğeri ise, bu hakların “siyasal modernizasyon” programının bir gereği olarak “zamanı geldiğinde” gerçekleştirilen bir süreç olarak değerlendiren görüştür Sibel Özbudun, Türkiye’de Kadın Olmak, 1st. 1994. s. 16.

15 Bu konudaki gelişmeler için bkz. ‘Türk Kadınlığı Sevinç ve Heyecan İçinde”, Cumhuriyet, s. 6 Birinci Kanun 1934; “ Türk Kadınının Sevinci”, Cumhuriyet, 7 Birinci Kanun 1934; “ Türk Kadınlarının Zaferi Hariçte Derin Akisler Yaptı”, Cumhuriyet, 25 Birinci Kanun 1934,…” Türk Kadınlığının Bayram Günü”, Ulus, 6.7. ilkkanın 1934; Ayşe Güpgüp, “Türk Kadınlığının Sesi”, Ulus, 5 Sonkanun 1935.

16 Cumhuriyet, 8 Birinci Kanun 1934; Ulus, 7 ilkkanun 1934.

17 8 Şubat 1935’te yapılan seçimlerle ilgili olarak gerçekleştirilen ön hazırlıklar (muntehib-i Sani- (ikinci seçmen) seçimleri), adayların tespiti ve illere göre dağılımı ile seçimlerin sonuçlarına ilişkin gelişmeler için bkz. Cumhuriyet, 18 ikinci kanun 1935; aynı gazete, 3,4,5,6,7,8 Şubat 1935” Saylav Seçimi Dün Bitti”, Cumhuriyet, 9 Şubat 1935; “Ankara’da Saylav Seçimi Başladı”, Ulus, 9 İlkkanun 1934; aynı gazete, i 8,20,21,22 Son kanun 1935 ve 3,5,8,9 Şubat 1935. “Saylav Seçimi Yürüyor”, Ulus 17 İlkkanun 1934; Son Posta ve Kurun (Vakit) 4,5,6,8,9 Şubat 1935; Milliyet, 15,21,22,24 İkinci kanun 1935 ve 4, 5.6,9 Şubat 1935.

18 Afet İnan, a.g.e., s. 196; Rauf İnan, “Atatürk ve Türk Kadını”, X. Türk Tarih Kongresi, VI. Cilt, 22-26 Eylül 1986, Ank. 1994, s. 2957; Aytunç Altındal, Türkiye’de Kadın (Marksist Bir Yaklaşım), 3. bsk., 1st. 1980, s 160; Neriman Elgin (der), Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Hakkı Tanıyan 5.12.1934 tarihli ve 2598 Sayılı Kanun ve TBMM Tutanaktan, Ank. 1985. s. 6: Burhan Göksel, Çağlar Boyunca Türk Kadını ve Atatürk, Ank. 1993, s. 168; aynı yazar, “Atatürk ve Kadın Hakları”. Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Kasım 1984, Sayı: 1, s.213-235; Tezer Taşkının, Women in Turkey, 1st. 1976, s. 77; Şirin Tekeli, Kadınlar ve Siyasal Toplumsal Hayat, 1st 1982. s. 217; Tekeli bir başka araştırmasında Atatürk’ün tek parti listelerinden 17 kadını aday gösterdiğini yazar. Kadınlar İçin Yazılar, (1977-1987), 1st. 1988, s. 299; İhsan Ezherli işe 1935’te Meclise 17 kadının seçildiğini yazmasına karşın ara seçimde parlamentoya giren Hatice Özgenel’i atlayarak 5. dönemde 17 kadın mebustan bahseder. Dolayısıyla Mecliste yer alan kadın oranının %3.8 olarak verir. Bkz. Ezherli, Türkiye Büyük Millet Meclisi (1920-1992) ve Osmanlı Mebusanı (1877-1920), TBMM Yay. Ank. 1992, s. 149.

19 12 Ocak 1936da yapılan Ara Seçimi ve Sonuçları için bkz. Ulus, 13 Sonkanun 1936; Son Posta, 13 İkincikanun 1936; Vatan, İkdam, Cumhuriyet, 13 Kanunusani 1936.

20 Kadınlar hakkındaki bu bilgiler çeşitli kaynakların karşılaştırılmasıyla derlenmiştir. Bkz. TBMM Albümü, (1920-1991), Ank. 1994, s. 98-112; TBMM Arşivi, milletvekilleri ait özlük dosyalan, T.C. Parlamenterleri Ansiklopedisi, 23 Nisan 1920-6 Kasım 1983, Yankı-Pamukbank yay.; 5-6 Şubat 1935 tarihli Cumhuriyet, Milliyet, Kurun (Vakit), Son Posta Gazeteleri, TBMM Kütüphane ve Dokümantasyon Müdürlüğü Araştırma servisinden alınan bilgiler.

21 Kadınların siyasetteki rolleri için bkz. Yeşim Arat, “Türkiye’de Kadın Milletvekillerinin Değişen siyasal rolleri. 1934-1980”, Ekonomi ve İdari Bilimler Dergisi Cilt: 1, Sayı: 1, (Ki; 1987), s. 45-66.

22 Tekeli, Kadınlar ye Siyasal... s.286.

23 2 Mart 1935 tarihli Ulus, Kurun (Vakit), Son Posta, Milliyet ve Cumhuriyet Gazeteleri


Tarih: 21:41, 27/12/2006 Kategori: haber
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Samsun'da Üretilen Zili Dünya Starları Çalıyor


AA - SAMSUN - Samsunlu bateri zili ustası Murat Diril'in zilleri ABD'den Çin'e birçok ülkeye ihraç edilirken, dünyaca ünlü birçok yıldızın orkestralarında da kullanılıyor. 19 Mayıs Sanayi Sitesi'nde altı yıl önce kurduğu atölyede el işçiliğiyle bateri zili üreten 32 yaşındaki Diril, zilleri Avrupa'da bir firma aracılığıyla dünyanın çeşitli ülkelerine gönderiyor.

 

Çırak olarak başladığı mesleğinde, Almanya'da katıldığı bir fuar sonrasında gelişme sağladığını belirten Diril, halen 30 kişinin çalıştığı atölyede ayda 2 bin dolayında zil ürettiklerini söylüyor. Üretilen zillerin tamamını ihraç ettiklerini anlatan Diril, "1999'da Almanya'da bir fuarda Avrupa'nın en büyük müzik aletleri firmalarından biri olan Roland Mein'in yetkilileriyle tanıştım. Bana teklifte bulundular. Kendi atölyemi kurup imalata başladım. Ardından Mein firmasına zil üretmeye başladık" diyor.

 

Dünyaca ünlü birçok yıldızın orkestralarında kendi zillerinin kullanıldığını söyleyen Diril, "Madonna, Ricky Martin, Michael Jackson, Jennifer Lopez gibi dünyaca ünlü starlar orkestralarında bizim zillerimizi kullanıyor. Dünyanın en iyi bateristlerinden biri olarak kabul edilen Johnny Rabb bile bizim zilleri tercih ediyor" diye konuşuyor. Dünyada elişçiliğiyle zil üretiminin yaygın olmadığını belirten Diril, zillerini ABD, Almanya, Çin, Lüksemburg ve Fransa gibi ülkelere gönderiyor. Diril, yeni yıldan itibaren iç piyasa için de üretim yapacak.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=204087


Tarih: 17:53, 22/12/2006 Kategori: haber
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Bu Adanın Sahibi Kim?


 

AA - SAMSUN - Ayvacık ilçesinde yaklaşık 20 yıl önce Suat Uğurlu Barajı gölünde su tutulması sonrasında göl üzerinde ada olarak kalan 120 dönümlük alan, paylaşılamıyor. En yüksek noktası göl seviyesinden yaklaşık 60 metre olan ve 'Koç Yurdu Adası' diye anılan kara parçası konusunda Milli Emlak, DSİ, Orman İşletme Müdürlüğü gibi kuruluşlar arasında mülkiyet sorunu yaşanmaya başlandı. Suat Uğurlu Barajı yapılırken gerçekleştirilen istimlak nedeniyle DSİ'nin tapusu olmadığı için Milli Emlak Müdürlüğü, meşe, gürgen gibi ağaçlardan oluşan ormanla kaplı olduğu için de Orman İşletme Müdürlüğü adada hak İddia etti.

 

Ayvacık Belediye Başkanı Erkan Avcı ise adanın gerçek sahibinin Ayvacık’lılar olduğunu söyledi: "Mülkiyet sorunu çözülürse adayı turizm amaçlı kullanabiliriz. Bu ilçeyi de kalkındırır. Yıllardır çözülemeyen bir durum var. Ama biz belediye olarak buraya talibiz. Adayı cazibe merkezi haline getirmeyi amaçlıyoruz. Adaya ulaşımı kuracağımız teleferik ve gondollarla sağlayabiliriz. Eğlence merkezleri, yürüyüş alanları, doğayla iç içe butik evler yapabiliriz" dedi.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=206394

 


Tarih: 17:43, 22/12/2006 Kategori: haber
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Yüzyılın Projesi



Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan ve Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Viladimir Putin Ortadoğu'da kalıcı barış ve refaha hizmet etmesi planlanan projenin baş mimarları. Türkiye ile İsrail'in ortak projesi hayata geçtiğinde enerji dengeleri değişecek. Boru hattından sadece petrol değil doğalgaz, su ve elektrik de taşınabilecek


 

/MURAT YETKİN

ANKARA - Türkiye ve İsrail, Karadeniz'i Kızıldeniz'e bağlayarak Rus ve Kazak petrollerinin daha çabuk ve güvenli şekilde Uzakdoğu pazarına ulaştırılmasını hedefleyen bir boru hattı inşa edilmesi için mutabakata vardı. Konuyla ilgili görüşmenin mutabakat zaptı, Enerji Bakanı Hilmi Güler ile İsrail Altyapı Bakanı Binyamin Beneliezer arasında önceki akşam Tel Aviv'de imzalandı. Mutabakat zaptında projenin yalnızca iki ülke ilişkilerine değil bölgede kalıcı barış ve refaha hizmet etmesinin de amaçlandığı yazılarak Avrupa Komisyonu'ndan AB-Akdeniz işbirliği için vaat ettiği desteği somutlaştırması istendi.

 

Projede, Türkiye'nin Ceyhan petrol terminali kilit rol oynuyor. Halen Irak'ın kuzey petrol sahalarını Kerkük-Yumurtalık ve Hazar Denizi'ndeki Azeri petrol yataklarını, Bakü-Tiflis-Ceyhan hatlarıyla Akdeniz'e, dünya pazarlarına indiren Ceyhan terminali, Samsun-Ceyhan petrol boru hattının inşasıyla Karadeniz'e inen Rus ve Kazak petrolleri için de bir çıkış olacak.

 

Bu nedenle Karadeniz-Kızıldeniz projesinin beş denizi, Karadeniz, Hazar, Akdeniz, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu'nu birbirine bağlayan bir enerji koridoru oluşturduğu ve bunun mevcut enerji hatlarına katkı ve alternatif anlamı taşıdığı enerji uzmanlarınca ifade ediliyor.

 

Kudüs'te 13 Aralık günü boyunca süren görüşmeler ardından, akşam Tel Aviv'deki resmi yemek öncesinde imzalanan mutabakat zaptında petrol hattının, Türkiye'nin inşa etmek istediği Samsun-Ceyhan hattının devamı olarak, İsrail'deki terminallere uzatılacağı yazılıyor. Bu konuda kararın tamamen Türk hükümetine bağlı olduğu da zabıtta yer alıyor.

 

İsrail'in Akdeniz kıyısında iç tüketime dönük olarak Hayfa rafinerileri ve Ashdod ve Ashkelon'da petrol terminalleri bulunuyor. Ashkelon'dan Kızıldeniz'deki Eilat terminaline kadar da 1968 yılında, o zaman şahlık olan İran ile yüzde 50 ortaklıkla inşa edilmiş, yılda 56 milyon ton taşıma kapasiteli ve 250 kilometre uzunluğunda çift yönlü boru hattı mevcut.

 

Samsun-Ceyhan vurgusu

Samsun-Ceyhan arasında yılda 60-70 milyon ton kapasiteli, 550 kilometre uzunluğunda bir petrol boru hattı inşası için hükümetin Çalık Grubu'na verdiği ön inceleme süresi ise dün doldu. Petrol İşleri Genel Müdürlüğü'ne süre dolmadan Çalık Grubu'nun sunduğu raporda, İtalyan Eni grubu ile bazı Körfez ülkelerinin boru hattının yarı dolum kapasitesini şimdiden garanti ettikleri, Hindistan Petrol Şirketi (IOC) ve Japon Mitsubishi grubunun da mali destek taahhüdünde bulundukları öğrenildi.

 

Çalık Grubu, hükümetin kaynakları onaylaması halinde 2007'nin ilk aylarında başlayabilecek ve 1-1.5 milyar dolara mal olacak Samsun-Ceyhan inşaatının 2009 başında işletmeye hazır hale getirileceğini söylediler. Türk ve İsrail hükümetlerinin nihai anlaşmaya varması halinde, 610 kilometrelik Ceyhan-Ashkelon hattının ise, Akdeniz altından inşaatına 2008'de başlanıp en geç 2010-11 yılına dek işletmeye hazır hale getirilebileceği bildiriliyor.

 

Stratejik önem taşıyor

Halen Karadeniz'e inen yılda 130 milyon ton Rus ve Kazak petrolü İstanbul ve Çanakkale boğazları yoluyla dünya pazarına ulaşıyor. Bu petrolün 60 milyon tonu Uzakdoğu pazarlarına taşınıyor. Ancak hem İstanbul Boğazı'ndaki çevre koşulları, hem de Süveyş kanalındaki sığlık nedeniyle 130 bin tondan büyük tankerler kullanılamıyor.

 

Önümüzdeki 10 yıl içinde iki katına yakın artışla 250 milyon tona ulaşacağı tahmin edilen Karadeniz'deki Rus ve Kazak petrolünün Boğaz engelini aşması için düşünülen Burgaz (Bulgaristan)-Alexandropolis (Dedeağaç-Yunanistan) boru hattı projesi, aslında Samsun-Ceyhan'dan daha ucuza mal oluyor. Ancak hem Ege Denizi, hem de Süveyş Kanalı'na ilişkin çevre-turizm endişeleri nedeniyle bu hattın taşımacılık sorununa gerçekçi çare olamayacağı, bazı Rus kaynaklarınca da ifade ediliyor.

 

Süveyş üzerinden ortalama 30 gün süren ve en fazla 130 bin tonluk tankerlerle yapılan Novorossisk-Singapur seferinin, Afrika kıtasını dolaşarak yapılması halinde süresi, beklemeler hariç 42 güne yükseliyor. Buna karşın, Türk ve İsrailli uzmanlar, 500 bin tona kadar tankerlerin yanaşabileceği Eilat Limanı'ndan aynı sürenin 19 gün tuttuğuna dikkat çekiyorlar. Japonya, Kore, Çin ve Hindistan'a daha kolay ve çabuk petrol ulaştıracak Karadeniz-Kızıldeniz koridoru pojesinin Hindistan ve Japon şirketlerince maddi olarak da desteklenmesi, enerji güvenliği açısından değerlendiriliyor.

 

Yalnızca petrol değil

Türkiye-İsrail mutabakat zaptında, Karadeniz-Kızıldeniz hattının yalnızca bir petrol boru hattı olmayacağı, 'çok amaçlı boru hattı' olacağı vurgulanıyor. Zabıtta, bu çoklu (İngilizcesiyle multiple) boru hattının aynı zamanda doğalgaz, su ve elektrik hatlarının taşınmasına da hizmet etmesi gerektiği vurgulanıyor. Kaynaklar, su ve elektrik aktarımı projelerinin Filistin ve Ürdün yönetimleriyle birlikte değerlendirmeye uygun olduğuna ve bölge kalkınmasına, dolayısıyla barışa katkıda bulunacağına inanıyorlar.

Böylece Rusya'nın Karadeniz altından Samsun'a ulaşan Mavi Akım'ın yanına bir yenisini inşa ederek Ortadoğu ve dünya pazarlarına Türkiye üzerinden açma projesi de hayata geçiyor. Rusya'nın katkısı bu projede önemli yer tutuyor. Boru hatlarından geçecek petrolün de, doğalgazın da büyük kısmı Rusya'ya ait olacak. Bu süreçte, Rusya'nın deneyimli Ankara Büyükelçisi Piyotr Stegniy'in Telaviv büyükelçiliğine atanması da dikkat çekiyor.

Başbakan Erdoğan'ın geçenlerde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le yaptığı 45 dakikalık görüşmede, enerji işbirliğinin önemli yer tuttuğu bildiriliyor. İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in önümüzdeki haftalarda yapacağı Ankara ziyaretinde Karadeniz-Kızıldeniz projesinin de ele alınması ve hükümetler arası anlaşmanın 2007 ortalarında imzalanması bekleniyor.

 

Güler: Dünya dengeleri değişecek

Enerji Bakanı Hilmi Güler, İsrail ile imzalanan mutabakata ilişkin Radikal'e şu açıklamayı yaptı: "Aynı projeyle petrol, doğalgaz, su ve elektrik taşınması dünyada ilk kez yapılıyor olacak. Dünya çapında ses getirecek bir proje olacak. Dünya enerji dengelerini değiştirecek. Bu yalnızca bölgenin ekonomisine değil, barışına, kalkınmasına da hizmet edecek. Projeden Filistin ve Ürdün'ün de yararlanacak olmasına özellikle dikkat ettik. Stratejik açıdan hem Türkiye'ye, hem bölgeye yararı dokunacak. Proje, Samsun-Ceyhan hattını tamamlayacak. Enerji arz güvenliğine de katkısı olacak proje, Türkiye'yi enerji oyununda asli aktörlerden biri haline getirecek."


 

Yüzyılın Projesinin Mutabakat Zaptı

Türkiye ve İsrail arasında 10 Ekim 2005 ve 10-12 Mart 2006 tarihlerinde yapılan Enerji Çalışma Grubu toplantıları sonuçlarına dayanarak, taraflar Kudüs'te yaptıkları görüşmede Türkiye ve İsrail arasında, ham petrol, doğalgaz, taze su ve elektrik kablosu boru hatlarından oluşan bir enerji koridoru inşası konusunda kararlılıklarını tekrarlamışlardır.

 

Taraflar bu projenin yalnızca Türkiye ve İsrail'in ikili ilişkilerine değil, aynı zamanda bütün bölgede kalıcı barış ve refahın oluşmasına uygun iklimi teşvik edecek şekilde, çevrelerindeki bölgeye de olumlu katkıda bulunacağı konusunda güçlü inançlarını dile getirmişlerdir. Aynı şekilde, böyle bir enerji koridorunun küresel enerji güvenliği ve arz istikrarını güçlendirmeye önemli katkı vereceğini ifade etmişlerdir.

 

Taraflar Avrupa Komisyonu'nun 21 Ekim 2006'da Brüksel'de yaptığı toplantıda enerji koridoru üzerine işbirliğini destekleme kararını memnuniyetle karşılar. Bu çerçevede, Avrupa Komisyonu'na yakın gelecekte bu desteğini somutlaştırması için çağrıda bulunur.

 

Taraflar, bu enerji koridorunun inşası için hali hazırda harekete geçmiş bulunan özel sektör girişimlerinin devamını destekler. Bu çerçevede taraflar, Türkiye-İsrail enerji koridorunun parçası olarak bir açık deniz çoklu boru hattı projesinin (ham petrol, doğalgaz, su ve elektrik) Samsun-Ceyhan ham petrol hattının bir uzantısı olarak İsrail'deki çıkışlarla, Ceyhan'daki terminal arasında fiziki bir bağ olmak üzere inşasını gözetir. Taraflar bu bağlantının Türk hükümetinin kararıyla gerçekleşeceği üzerine anlaşmıştır. Taraflar, bu çerçevede, sürmekte olan yapılabilirlik çalışmasının mümkün olan en kısa sürede tamamlanmasını talep eder.

 

Taraflar dolayısıyla ilgili yetkili makamlarına hükümetler arası bu projeyi hayata geçirecek bir anlaşmanın hazırlanması için gerekli hukuki çerçevenin hazırlanması doğrultusunda somut adımlar atma talimatı verilmesi konusunda mutabakata varmışlardır.

 

Hilmi Güler, Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı

Binyamin Beneliezer, İsrail Devlet Doğal Altyapılar Bakanı

13 Aralık 2006-Kudüs


 

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=207427

 


Tarih: 17:16, 22/12/2006 Kategori: haber
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->